Islamiyet
İslam Tarihi
Peygamberler
Müctehidler
Kerbela
Felsefe ve Irfan
4 Büyük Kitap ve Kavimler
Mezhepler
Seckin Sahabeler
Mead Ahiret
Dualar
Üc Aylar
Ana Menü
Ehl-i Beyt
· Hz. Muhammed (saa)
· Hz. Fatima (as)
· İmam Ali (as)
· İmam Hasan (as)
· İmam Hüseyin (as)
· İmam Seccad (as)
· İmam M. Bakır (as)
· İmam Cafer (as)
· İmam Kazım (as)
· İmam Ali Rıza (as)
· İmam Taki (as)
· İmam Naki (as)
· İmam Askeri (as)
· İmam Mehdi (af)
· 14 Masum

Kadın & Aile
· Örnek Kadınlar
· Çocuk Tebiyesi
· İslam'da Evlilik
· Örtünme
· Aile Ahlakı
· Çeşitli Bilgiler

İslam
· Kur'an
· Namaz
· Hadis

Multimedia
· Resim Galerisi
· HERKES İÇİN
· ARADIGINIZ HER KONU
Sizin Köseniz
Gercek Yasanmis Hikayeler
Siirler
Serbest Kürsü
Soru Cevap
Dini Mesajlar
Cuma Mesajlari
Faydali Bilgiler
Bilim ve Otesi
Icimizdeki Duygular
Iftar Yemekleri
Kitaplar
Ehlibeyt Kütüphanesi
Namaz Rehberi
Yazarlar
Tevessul Duasi
Duyuru:
ZİYARETÇİ DEFTERİ EKLENMİŞTİR!!!

Selamün Aleyküm,

Sitemiz tekrar yapım aşamasına girmiştir. Bir önceki sitemize defalarca saldırılar düzenlenmiş ve bunun sonucunda sitemizde virüs gibi sıkıntılar meydana gelmiştir. Sitemizin yedeği malesef işleme girmiyor. Bu sayede sitemizi yeniden yapılandıracağız inşaALLAH. Sizlerinde desteği mutlaka çok büyük önem taşıyacaktır. Yardım etmek isteyen kardeşlerimiz KEVSER@KEVSERSUYU.NL mail adresine müracaat edebilir.

Siteye destek verecek arkadaşlardan beklenecek olan şeyler;

- Forum Yönetimi

- Makale/İncelemeler yönetimi (yazı ekleme vs)

- Yazarlar

- Dosya yönetimi (downloads)

Aşk ile,

Kevsersuyu yönetimi

Başlığı Görüntüle
 Başlığı Yazdır
Hz. Ali'nin (a.s) Hayatı, Fazileti, Siresi Ve Sözleri
f_altan
#1 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 03-05-2010 01:59
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

www.zamandayolculuk.com/cetinbal/FJ/HzAli-akil.PNG


HZ. ALİ'NİN (A.S) KISACA BİYOGRAFİSİ


Adı: Ali (a.s).

Lakapları: Emir'ul-Müminin, Murtaza, Haydar.

Künyesi: Ebu'l-Hasan, Ebu Turab.
Ana - Baba: Esed kızı Fatıma, Ebu Talib.

Doğumu: Bi'setten on yıl önce, Recep ayının 13. günü Kabe'nin içinde doğmuştur.

Hilafeti: Hicretin 36'sından 40'ına kadar (takriben 4 yıl dokuz ay).

İmamet Süresi: 30 yıl. Bu sürenin dört yıl dokuz ayında hükümet etmiştir.

Şahadeti: Hicretin 40. yılı Ramazan ayının 19. günü Kufe Mescidi'nin mihrabında, en şaki kimsenin (İbn-i Mülcem'in) darbesiyle Ramazan'ın 21. gecesi 63 yaşında iken şahadete erişmiştir.

Mezarı: Necef-i Eşref'te.

Yaşam Dönemi:
1- Çocukluk dönemi (yaklaşık on yıl).
2- Peygamber-i Ekrem (s.a.a)'le geçirdiği dönem (yaklaşık yirmi üç yıl).
3- Hilafet mesnedinden uzaklaştırıldığı dönem (yaklaşık yirmi beş yıl).
4- Hilafet dönemi (yaklaşık dört yıl, dokuz ay).

Çocukları: Hz. Ali (a.s)'ın çocuklarının sayısını, 33, 32, 29, 28 ve 27 yazmışlardır. Elbette o çocuklar çeşitli annelerden dünyaya gelmiştir.
Hz. Fatıma'dan; Hasan (a.s), Hüseyin (a.s), Zeyneb (a.s), Ümmü Gülüsüm (a.s) ve Muhsin adında beş çocuğu olmuştur.
Düzenleyen f_altan Düzenleme Tarihi: 11-05-2010 11:16
 
f_altan
#2 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 03-05-2010 02:01
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10



KISACA HZ. ALİ (A.S)'IN HAYATI



Hz. Ali (a.s), Resulullah (s.a.a)'in vasisi, halifesi ve on iki imamın ilkidir. Hz. Ali (a.s), Amm'ul- Fil'in 30. yılının onüçüncü günü,[1] bazı rivayetlere göre Zilhicce ayının yedinci günü[2] Kabe'de dünyaya geldi.
Değerli babası, Ebu Talib, annesi ise Esed kızı Fatıma'dır. Zeyd ve Haydar da onun diğer mübarek isimlerindendir.[3] İki meşhur künyesi de Ebu'l- Hasan ve Ebu Turab'dır.[4] Hazretin hiç kimsenin ortak olmadığı kendisine has lakabı ise "Emir'ul- Muminin"dir; Murtaza, Hadi, Sıddık, Faruk, Veli, Şahid...de onun yüzlerce lakaplarından sadece bir kaç tanesidir.[5]

Emir'ul- Muminin Hz. Ali (a.s)'ın çocukluk dönemi, Resulullah (s.a.a)'in çocukluk döneminin geçtiği evde geçmiştir; o evde büyüyüp olgunlaşmıştır. Bu büyük şahsiyetlerin her ikisi de Ebu Talib'i bir baba ve yönetici olarak tanıyorlardı; Esed kızı Fatıma'ya da anne diyorlardı.[6]

Bu iki yüce şahsiyet arasındaki köklü ailevi bağlılık, Resulullah (s.a.a)'in Hz. Ali'yi iyi eğitmesi ve onu özel lütuflarından yararlandırması için uygun bir zemin hazırlamıştı.

Hz. Ali (a.s)'ın kendisi o değerli lütufları şöyle anıyor:
"Çocuktum henüz, o beni bağrına basar, yatağına alırdı;... beni koklardı; lokmayı çiğner, ağzıma verir yedirirdi... Ben de her an, devenin yavrusu,nasıl anasının ardından giderse, onun ardından giderdim;o her gün bana huylarından birini öğretir ve ona uymamı buyururdu. Her yıl Hıra dağına çekilir, kulluğa koyulurdu. Onu ben görürdüm, başkası görmezdi." [7]

On üç yıl böylece geçti, Resulullah (s.a.a) İnzar ayetinin[8] nazil olmasıyla kendi akrabalarını İslam'a davet etmekle görevlendi. MUHAMMED bin Cerir-i Taberi, Hz. Ali (a.s)'ın şöyle buyurduğunu naklediyor:
"Resulullah (s.a.a) beni çağırdı ve şöyle buyurdu: "Ya Ali! ALLAH-u Teala, kendi yakınlarımı inzar etmemi (uyarıp korkutmamı) emretmiştir. Sen bizim için bir yemek yap. Sonra Abdulmuttalib oğullarını, onlarla konuşmam için bir araya topla da iletmekle görevli olduğum şeyi onlara ileteyim."

Ben de Resulullah'ın emri üzere onları bir araya topladım, Resulullah (s.a.a) onlara hitaben şöyle buyurdular: "ALLAH-u Teala, sizi O'na davet etmekle beni görevlendirmiştir. Sizlerden hanginiz, aranızda benim kardeşim, vasim ve halifem olmak istiyor?" Orada bulunanların hepsi sustular. Onların hepsinden yaşta küçük olmama rağmen; "Ya Resulellah! Ben senin yardımcın olmak istiyorum" dedim. Resulullah (s.a.a) elini benim boynuma koyarak şöyle buyurdu: "Bu şahıs, benim sizin aranızdaki kardeşim, vasim ve halifemdir; sözünü dinleyin ve emirlerine uyun." [9]

Böylece İslam'ın şanlı tarihinde, Emir'ul- Muminin Hz. Ali (a.s) ilk müslüman olarak tanınmış oldu. Nitekim Zeyd bin Erkam ve İbn-i Abbas'ın tanıklığıyla Hz. Peygamber'in aleni davetinden önce de Hz. Ali müslümandı.[10]

Buna ilaveten Hz. Ali'nin hilafet ve vesayeti, "Gadir-i Hum" günü diğer müslümanlara da açıkça beyan edildi.

İslam'ın aşikar olmasıyla Kureyişlilerin Resulullah'a karşı eziyetleri de başladı, bu baskı ve eziyetler hicret zamanına kadar devam etti. Tarihin tanıklığıyla bu müddet içerisinde Resulullah'ın en büyük yardımcı ve destekçisi, Hz. Ali'nin babası Ebu Talib olmuştur. Ebu Talib Kureyşin büyüğü olmasına rağmen hiçbir zaman Resulullah'ı Kureyişlilere teslim etmedi. Oğulları Ali ve Caferi ve kardeşi Hamza'yı ona yardımcı olmaya ve sürekli onun yanında bulunmaya davet etti.[11]

Bi'setin onuncu yılında Ebu Talib'in ölümüyle, Kureyşin Müslümanlara olan baskı ve eziyetleri daha da arttı. Resulullah'a küstahlık yapmaya başladılar ve defalarca onu öldürmek istediler. Nihayet her kabileden bir kaç genç toplanıp hep birlikte ansızın Hazrete saldırarak onu kılıçla öldürmeyi kararlaştırdılar.[12]

Resulullah (s.a.a), İlahi vahiy ile onların bu komplosundan haberdar oldu ve gece vakti Mekke'yi terk etmesi emredildi. Bu yüzden Hz. Ali'yi çağırarak o gece (Leylet'ul- Mebit) kendi yerinde yatmasını ondan istedi. Hz. Ali de canı gönülden kabul edip onun yerinde yattı.[13]

Kureyş gençleri sabaha doğru yalın kılıçla Resulullah'ın evine saldırdılar. Ama içeriye girdiklerinde Hz. Ali'yi, Peygamber (s.a.a)'in yatağında gördüler. Bu esnada çok sinirli olduklarından dolayı Hz. Ali'yi Mescid'ul- Haram'a çekip kısa bir tutuklamadan sonra serbest bıraktılar.[14]

ALLAH-u Teala bu eşsiz fedakarlığı takdir ederek şu ayeti nazil etti:
"İnsanlardan öylesi de vardır ki, ALLAH'ın rızasını arayıp kazanmak amacıyla canını satar."[15]

Bu ayet birçok Şia ve Ehl-i Sünnet müfessirlerinin görüşüne göre Hz. Ali (a.s)'ın fedakarlığı ve makamı hakkında nazil olmuştur.[16]

Resulullah (s.a.a)'in Medine'ye hicretinin peşice, Hz. Ali (a.s) da o şehre gitti. Hicretin ikinci yılında Hz. Fatimet'üz- Zehra ile evlendi.[17] Bir yıl sonra da ilk çocuğu olan İmam Hasan (a.s) dünyaya geldi.[18]

Medine'de İslami bir toplumun oluşmasıyla İslam'la küfür arasında çok önemli savaşlar oldu. O önemli savaşlardan ilki Bedir savaşı idi. Bu savaş hicretin on sekizinci ayında vuku buldu.[19] Ondan sonra da Uhud, Handek, Hayber, Tebuk vb. savaşlar baş gösterdi.

Tarih kitaplarının yazdığına göre, Emir'ul- Muminin Hz. Ali (a.s), Tebuk savaşı hariç bu savaşların hepsinde İslam ordusunun sancaktarı idi.[20]

Hz. Ali (a.s) Bedir savaşında düşman ordusundan yirmi bir kişiyi öldürdü.[21] Öldürdükleri kişiler arasında Muaviye'nin dedesi Utbe, dayısı Velid ve kardeşi Hanzele de vardı.[22] Uhud savaşında ise (örnek olarak diyoruz) Kureyş'in meşhur savaşçılarından dokuz kişiyi yere serdi. Bu savaşta bedeninden yetmiş yara alarak son ana kadar Hz. Peygamberi savundu. Oysa İslam ordusundan bir kaç kişi hariç diğerleri firar edip dağa sığındılar. Cebrail (a.s), Hz. Ali'nin bu fedakarlığını görünce bir kaç defa: "Zulfikardan başka kılıç, Ali'den başka da yiğit yoktur."dedi.[23]

Handek gazvesinde, Arapların ünlü kahramanı Amr bin Abduved'i ağır bir darbeyle yere serdi. Bu çok değerli zaferle, düşman ordusunun kalbine büyük bir korku saldı. Resulullah (s.a.a) o darbeyi şöyle değerlendirdi:
"Ali'nin Handek günündeki darbesi, ümmetimin kıyamete dek bütün amellerinden daha üstündür." [24]

Hayber savaşında, bayrağı ilk önce Ebu Bekir, sonra da Ömer eline alıp meydana çıktı; ama bir zafer elde etmeksizin geri döndüler. Resulullah (s.a.a) çareyi, bayrağı Hz. Ali'ye vermekte gördü. Bu yüzden şöyle buyurdu:
"Yarın bayrağı öyle bir kişiye vereceğim ki, o ALLAH'ı ve Resulünü seviyor; ALLAH ve Resulü de onu seviyorlar."

Sa'd bin Ebi Vakkas şöyle diyor:
Biz o kişinin kim olduğunu görmemiz için ayağa kalktık. Bu esnada Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Ali'yi benim yanıma çağırın." Hz. Ali gözleri ağrıdığı halde Peygamber (s.a.a)'in yanına geldi. Hz. Peygamber, ağzının mübarek suyunu onun gözlerine sürerek bayrağı onun eline verdi. ALLAH-u Teala Hayber'i, onun eliyle fethetti.[25]
 
f_altan
#3 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 03-05-2010 02:02
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

Nihayet Hz. Ali (a.s)'ın hayatının en kritik anları olan hicretin 10. Yılı Zilhicce ayının 18. günü yetişti. O gün Hz. Peygamber (s.a.a), yüz bin kişiyi aşan büyük bir toplulukla Haccet-ul Veda yolculuğundan dönüyordu. Gadir-i Hum'a vardıklarında şu Tebliğ ayeti nazil oldu:

"Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. ALLAH seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz, ALLAH, kafir olan bir topluluğu hidayete eriştirmez."[26]

Bu kader belirleyici ayetin nazil olmasıyla 120 bin kişiden oluşan kervanın durdurulması emredildi. Onların hepsi, Resulullah (s.a.a)'in çevresinde toplandılar. Resulullah (s.a.a) namaz kıldıktan sonra fasih bir hutbe okudu. Sonra Hz. Ali'nin elinden tutup kaldırarak şöyle buyurdu:
"...Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır. ALLAH'ım, onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol." [27]

Müslümanlar grup grup Hz. Ali'yi kutlamak ve ona biat etmek için yanına müşerref oluyorlardı. Ömer de İmam (a.s)'ın yanına gelerek şöyle dedi:
"Ey Ebu Talib oğlu Ali! Ne mutlu sana! Sen benim ve her müminin mevlası oldun."

Daha sonra ALLAH-u Teala İkmal ayetini indirdi:
"Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim."[28]
 
f_altan
#4 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 03-05-2010 02:03
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

Gadir olayından yaklaşık yetmiş gün bir zaman geçtikten sonra Resulullah (s.a.a) vefat etti. Emir'ul- Muminin Ali (a.s), Hz. Peygamber'in kefen ve defin işleriyle meşgul oldu. Ama diğer bir grup, bu fırsattan yararlanarak kendi aralarından halife seçmek için Beni Sakife denilen bir yerde toplandılar. Kargaşa ve tartışmalardan sonra Ebu Bekir'i halife olarak seçtiler. Halk grup grup ona biat etmeye başladı. Hz. Ali ve yaranlarından bazıları Ebu Bekir'e biat etmekten kaçındılar. Ebu Bekir Ömer'e; "Ali ve yaranlarının peşice git onlardan biat al; biat etmezlerse onlarla savaş" diye emretti.

Ömer de kendisiyle ateş getirip[29] biat için evden çıkmadıkları takdirde evi yakacağına dair yemin etti![30] Öyle de oldu... Hz. Ali'nin, evinin kapısını yakarak biat etmesi için zorla evinden dışarı çıkardılar; hamile olan eşi Hz. Fatıma (a.s)'ı da kapıyla duvar arasında sıkıştırıp Muhsin ismindeki çocuğunu daha dünyaya gelmeden öldürdüler.[31]

Emir'ul- Muminin Ali (a.s) o gön İslam ve Müslümanların maslahatını korumak için kıyam etmedi. Ama Hz. Fatıma'nın yardımıyla, aldanan Müslümanlara hakkı tebliğ etmeye başladı ve onların İlahi görevlerini bir kez daha hatırlattı. Ama artık iş işten geçmişti. Hz. Ali (a.s) yapa yalnız kalmıştı, tek yardımcısı olan aziz eşi Fatıma (a.s)'ı da kaybetmişti. Bunca musibetler, Resulullah'ın vefatından 75 veya 90 gün geçmeksizin vuku bulmuştu.
 
f_altan
#5 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 03-05-2010 02:04
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

Hilafet 25 yıl boyunca üç kişinin (Ebu Bekir, Ömer, Osman) eline geçti. İmam (a.s) bu müddet içerisinde hükümetten uzak olduğu halde ümmeti hidayet etmekle meşgul oldu, halifelerin yanlış hareketlerini onlara hatırlattı, ülkenin iç ve dış dini sorunlarını cevaplandırdı, Kur'an'ı bir araya toplamaya ve mahrumları özellikle Beni Haşim'i himaye etmeye koyuldu. Bir cümlede diyecek olursak; dini korumak için gece-gündüz çaba sarf etti.[32]

Hz. Ali'nin imamet yıldızı, üç halife döneminde de öyle parladı ki, Ebu Bekir yaptığından pişmanlık duydu.[33] Ömer ve Osman; "Eğer Ali olmasaydı helak olurduk" diyerek onun ilahî makamını itiraf ettiler.[34]

Osman'ın hilafeti döneminde, hilafet tezgahında zulüm ve fesadın artması, halkın incinmesi ve rahatsızlığına yol açtı; öyle ki, bu yüzden Hicri 35'de Osman'ın evini muhasaraya alıp onu öldürdüler. Sonra Hz. Ali'nin kapısına gelerek, onun hükümeti kabul etmesini ısrarla istediler. Hz. Ali (a.s) hilafete gelme olayını şöyle anlatıyor:
"...Derken, halkın benim etrafıma, sırtlanın boynundaki kıllar gibi üşüşmesi kadar beni üzen bir şey olmadı; her yandan, birbiri ardınca çevreme üşüştüler; öyle ki, kalabalıktan Hasan'la Hüseyin, ayaklar altında kalacaktı neredeyse. Koyunların ağıla üşüşmesi gibi çevreme toplandılar, bu kargaşada elbisem bile yırtılmıştı...

Ama şunu da bilin ki, andolsun tohumu yarana, bu topluluk biat için toplanmasaydı, ALLAH'ın, zalimin doyup zulmetmemesi, mazlumun aç kalmaması hakkında bilginlerden aldığı ahd-ü peyman olmasaydı hilafet devesinin yularını sırtına atardım; ümmetin sonuncusunu, ilkinin kasesiyle suvarır giderdim. Siz de anlamışsınızdır ki, şu dünyanızın değeri, bir dişi keçinin aksırığındaki burnunun sümüğünden de değersizdir bence." [35]

Emir'-ul Muminin Hz. Ali (a.s), halkın isteğini kabul ederek zahiri hilafet makamını üstlendi; halk da ona biat etti. Sonra valilerini şehirlere gönderdi, Zübeyr ve Talha da şehirlere gönderilecek olan valilerdendi, ama memur oldukları yere gönderilmeden makamlarını kaybettiler. Çünkü onlar, Hz. Ali (a.s)'ın elinden valilik makamı hükmünü aldıklarında; "Bu sıla-i rahimden dolayı ALLAH sana mükafat versin"dediler. İmam (a.s) bu sözden rahatsız olup; "Müslümanların önderliğinin sıla-i rahimle ne ilişkisi vardır" diyerek valilik hükmünü onlardan geri aldı.[36]

Talha ve Zübeyr artık kendileri için bir yer ve makam görmeyince, ALLAH'ın evini (Kabe'yi) ziyaret etmek bahanesiyle Aişe'nin oturduğu Mekke şehrine gidip Aişe'yi, Osman'ın kanını Hz. Ali'den almaya tahrik ettiler.

Onlar bu iş için Basra'yı seçtiler, kendileriyle birlikte büyük bir topluluğu da oraya çektiler. Hz. Ali (a.s) muhaliflerin hareketinden haberdar olunca, yaranlarından dört yüz kişiyle birlikte o şehre gidip savaş çıkmasını önlemek için çok çaba sarf etti. Ama onlar Hz. Ali'nin sözünü kabul etmeyerek Hicretin 36. yılının Cemadi'l- Evvel ayında Cemel savaşını başlattılar. Nakisin'lerin (biatlerini bozanların) bu savaşı, Cemel savaşı olarak adlandı. Çünkü Aişe'nin tahtırevanı bir devenin üzerinde idi.[37] Onun taraftarları, onun etrafını sarmışlardı. Nihayet Aişe'nin devesi yere düşürülerek ordusu dağılıp Aişe mağlup oldu. Hz. Ali (a.s)'ın emriyle, Aişe Medine'ye gönderildi. Ama İmam (a.s)'ın kendisi Medine'ye gitmedi. Hicretin 36. yılının Recep ayında Kufe şehrine döndü.[38]

Bu savaştan sonra, Hicri 37'de vaki olan Sıffin savaşına hazırlandı. Bu savaşı Kasitin (zalim)lerin baş elemanı olan Muaviye başlattı. Muaviye ikinci halife zamanından itibaren Şam hükümetinin valisi idi. Hz. Ali (a.s)'ın zahiri hükümeti döneminde onunla biat etmekten kaçındı ve kendi adına halktan biat aldı. O, Osman'ı mazlum halife tanıtarak kendisini onun kanının sahibi olarak göstermeye çalıştı. İmam (a.s) hakkında öyle bir tebligat yaptı ki, Sıffin'de Şamlı bir genç, Hz. Ali'nin namaz kılmadığını söylemişti.[39]

Velhasıl, Hz. Ali (a.s), Muaviye'nin ordusuna karşı koymak için Kufe'den ayrıldı. Fırat nehri, Kerbela, Sabat, Enbar ve Rıkka şehirlerinden geçerek Şam topraklarından olan Sıffin'e ayak bastı, orada savaş ateşi tutuştu ve bu savaş dört ay sürdü. Bu savaşta Hz. Ali (a.s)'ın ordusu Muaviye'nin ordusuna galip geldi; öyle ki, Muaviye atını alıp kaçmak istedi. Amr bin As ona; Nereye? diye sordu. Muaviye; "Durumun nasıl olduğunu görüyorsun, şimdi düşüncen nedir? dedi. Amr bin As cevaben şöyle dedi: "Bir yoldan başka kurtuluş yoktur; o da şudur ki, Kur'an'ları kaldırıp onları Kur'an'a davet etmelisin." Muaviye'nin ordusu Kur'an'ları kaldırıp; "Sizi ALLAH'ın kitabına davet ediyoruz" dediler. Emir'ul- Muminin Ali (a.s); "Bu bir hiledir, bir aldatmadır, onlar Kur'an ehli değillerdir,[40] natık Kur'an benim." [41] buyurdular.

Bununla birlikte Amr bin As'ın hilesi, Hz. Ali'nin ordusundan bazıları arasında etkili oldu. Onlar Emir'ul- Muminin Ali (a.s)'ı hakemiyeti kabullenmeye mecbur ettiler. Hz. Ali tarafından (bir grup ashabın tahmiliyle) Ebu Musa Eş'ari, Muaviye tarafından ise Amr bin As savaşın kaderini belirlemek için tayin edildiler. O ikisi birbiriyle istişare ettikten sonra Hz. Ali ve Muaviye'yi kendi makamlarından uzaklaştıracaklarını kararlaştırdılar. İlk önce Ebu Musa'yı minbere çıkardılar, o cehaletle Hz. Ali'yi makamından azletti. Sonra Amr bin As minbere çıkıp aldıkları kararın aksine şöyle dedi: "Ben bu yüzüğü parmağıma taktığım gibi Muaviye'yi kendi yerinde baki bırakıyorum. Amr bin As'ın hilesi ile halkın içerisinde tekrar kargaşa ve ihtilaf çıktı; bu iki şahıs Kur'an hükmüyle hakemlik yapmadılar diyerek kavga edip dağıldılar.

Hakemiyeti Hz. Ali (a.s)'a tahmil eden grup, bu planlarının suya düştüğünü görünce tekrar İmama karşı muhalefet etmeye kalkıştılar; Hz. Ali'ye; "ALLAH'ın emrine dönmemiz için neden kılıçla bizi doğrultmadın?!" diye itiraz etmeğe başladılar; "La hükme illa lillah" (Hüküm verme ancak ALLAH'a aittir) diyerek slogan attılar.[42] Hz. Ali (a.s) onların bu sözünü duyunca şöyle buyurdu: "Hak bir sözdür; ama onunla batıl kastediliyor." [43]

Kendilerine "Havariç" veya "Marikin" (dinden çıkanlar) denilen bu grup, Kufe'den çıkıp Kufe'nin yakınında yer alan "Harvra" denilen bir köyde toplandılar. Onlar Hz. Ali'nin emirlerine karşı çıktılar. İmam (a.s)'ın dostu ve memuru olan Abdullah bin Habbab ve onunla birlikte olanları katlettiler. Nihayet hicretin 39. yılında, alevi hükümeti karşısında "Nehrevan" savaşının ateşi körüklendi. Bu savaşta on kişi hariç onların hepsi kılıçtan geçirildi. Ama İmam (a.s)'ın ordusundan sadece bir kaç kişi şehit düştü.[44]

Bu fitneden sonra, Havariç'den üç kişi Mekke'de toplanıp Müslümanların siyasi durumları hakkında bazı sinsi müzakerelerden sonra, Hz. Ali, Muaviye ve Amr bin As'ı öldürmeyi kararlaştırdılar. Bu üç kişiden Abdurrahman bin Mulcem, Hz. Ali'yi öldürmeyi üstlendi; bu uyumsuz komployu uygulamak için Kufe'ye doğru hareket etti. Ramazan ayının 19. Gününün şafak vakti zehirli kılıcıyla Hz. Ali (a.s)'ın kafasına ağır bir darbe indirdi.[45] İmam Zeyn'ul- Abidin (a.s)'ın buyurduğuna göre o darbe, İmam (a.s) secdegahta iken onun mübarek başına indirildi.[46]

Emir'ul Muminin Ali (a.s), o mel'unun darbesinin isabetinden sonra şöyle buyurdu: "Fuztu ve Rabb'il Ka'be!" (Ka'be'nin Rabbine andolsun ki, kurtuluşa erdim!)[47]

İmam Ali (a.s) iki gün kendi evinde yattıktan sonra, hicretin 40. yılı Ramazan ayının yirmi birinde şahadete erişti.[48]
 
f_altan
#6 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 03-05-2010 02:05
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

Hz. Ali (a.s)'dan birçok konularda, çok değerli hikmetli sözler nakledilmiştir. Nehc'ul- Belağa kitabı o sözlerden sadece bir bölümüdür. Nehc'ul- Belağa kitabı üç bölümden ibarettir: Hutbeler, Mektuplar ve Hikmetler (Kısa sözler). Bu kitap edebiyat kitaplarının en seçkinlerindendir. Nehc'ul- Belağa'ya 210'dan fazla şerh ve açıklamalar yazılmış ve bugünün çeşitli dillerine tercüme edilmiştir.

Hz. Ali (a.s)'ın çocuklarının sayısını, otuz üç[49], otuz iki[50], yirmi dokuz[51], yirmi sekiz[52] ve yirmi yedi[53] yazmışlardır. Elbette o çocuklar çeşitli annelerden dünyaya gelmişlerdir.

Hz. Fatıma (a.s)'dan beş çocuğu olmuştur; isimleri şunlardır: Hasan (a.s), Hüseyin (a.s), Zeyneb (a.s), Ümmü Gülüsüm (a.s) ve Muhsin. Muhsin, mel'unlar tarafından anne karnında öldürülmüştür.

Ümm'ül- Benin'den de Kerbela'da şehit düşen dört çocuğu olmuştur. Adları şunlardır: Abbas (a.s), Cafer, Osman ve Abdullah.

Havle-i Hanefiyye'den de MUHAMMED-i Hanefiyye dünyaya gelip değerli babasının yaranlarından sayılmaktadır.
__________
[1] - İrşad, c.1, s.5. Fusul'ul- Muhimme, s.30.
[2] - Emali-yi Tusi, s.709.
[3] - Mean'il- Ahbar, s.59-120.
[4] - Menakıb-i İbn-i Meğazili, s.8.
[5] - Menakıb-i Harezmi,s.8.
[6] - Harâic, c.1, s.139.
[7] - Nehc'ul- Belağa, h. 192.
[8] - Şuara/214.
[9] - Tarih-i Taberi, c.2, s.62.
[10] - İstîab, c.3, s.1090.
[11] - Şerh-i Nehc'ul- Belağa-i İbn-i Ebi'il- Hadid, c.14, s.76.
[12] - Tarih-i Yakubi, c.1, s.355-356.
[13] - Tabakat-i İbn-i Sa'd, c.1, s.228.
[14] - Tarih-i Taberi, c.2, s.101.
[15] - Bakara/207
[16] - Şevahid'ut- Tenzil, c.1, s.123. Şerh-i Nehc'ul- Belağa-i İbn-i Ebi'l- Hadid, c.13, s.262.
[17] - Muruc'uz- Zeheb, c.2, s.295.
[18] - Kafi, c.1, s.461.
[19] - Fusul'ul- Muhimme, s.53.
[20] - Zehair'ul- Ukba, s.75.
[21] - Fusul'ul- Muhimme, s.53.
[22] - Nehc'ul- Belağa, mektup: 64.
[23] - Şerh-i Nehc'ul- Belağa-i İbn-i Ebi'l- Hadid, c.14, s.250.
[24] - Yenabi'ul- Mevedde, s.137.
[25] - Bkz. Menakıb-i İbn-i Meğazili, s.180. Hasais'un- Nesai, s.36. Saffet'us- Saffe, c.1, s.131. Sahih-i Muslim, c.5, s.23. Menakıb-i Harezmi, s.60. Riyaz'un- Nazire, c.3, s.152.
[26] - Mâide/67.
[27] - Zehair'ul- Ukba, s.67. Menakıb-i İbn-i Meğazili, s.18.
[28] - Mâide/3. Menakıb-i İbn-i Meğazili, s.19. Şevahid'ut- Tenzil, c.1, s.203.
[29] - İkd'ul- Ferid, c.3, s.273.
[30] - Tarih-i Taberi, c.2, s.443.
[31] - İsbat'ul- Vasiyye, s.124.
[32] - Nakş-i Eimme der İhya-i Din, c.14, s.16-87.
[33] - El-İmame ve's- Siyase, s.18. Şerh-i Nehc'ul- Belağa-i İbn-i Ebi'l- Hadid, c.2, s.46.
[34] - Yenabi'ul- Mevedde, s.70. el-Gadir, c.8, s.214.
[35] - Nehc'ul- Belağa,hutbe:3.
[36] - Tarih-i Yakubi, c.2, s.75-77.
[37] - Arapçada deveye Cemel diyorlar.
[38] - Tarih-i Yakubi, c.2, s.78-83.
[39] - El-Mi'yar'ul- Muvazine, s.160.
[40] - Tarih-i Yakubi, c.2, s.87-88.
[41] - Yenabi'ul- Mevedde, s.69.
[42] - Tarih-i Yakubi, c.2, s.88-93.
[43] - Nehc'ul- Belağa, hikmet:198.
[44] - Tarih-i Yakubi, c.2, s.93.
[45] - Mekatil'ut- Talibiyyin, s.43-49.
[46] - Emali-yi Tusi, s.365.
[47] - Yenabi'ul- Mevedde, s.65.
[48] - Mekatil'ut- Talibiyyin, s.54.
[49] - Tezkiret'ul- Havas, s.57.
[50] - Zehair'ul- Ukba, s.116.
[51] - Menakıb-i Harezmi, s.287.
[52] - İrşad-ı Mufid, c.2, s.354.
[53] - Fusul'ul- Muhimme, s.141
 
f_altan
#7 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 03-05-2010 02:06
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10



İMAM ALİ (A.S)'IN MAKAMI, FAZİLETLERİ VE SİRESİ



Hz. Ali (a.s)'ın Makamı

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
"Ali bendendir; ben de Ali'denim." [1]

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
"Ali bana nispet, bedenimdeki başım gibidir." [2]

Resulullah (s.a.a) buyurmuşlar ki:
"Ali insanların en üstünüdür; bunu kabul etmeyen kafirdir." [3]

Yine Resulullah (s.a.a) buyurmuşlar ki:
"Ali, yaratıkların en iyisidir." [4]

Zeyd Ali'den, Ali Hüseyin'den, Hüseyin de Ali bin Ebu Talib'den, Resulullah'ın bir kılı tutarak şöyle buyurduğunu nakletmişlerdir:
"Kim senden olan bir kılı incitirse (senin kılına dahi dokunursa) beni incitmiştir, beni inciten ALLAH'ı incitmiştir; O'nu incitene ALLAH'ın laneti olsun." [5]

Hz. Ali (a.s)'ın Faziletleri

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
"Eğer ormanlar kalem, deniz mürekkep, cinler hesap eden, insanlar katip olurlarsa, Ali bin Ebi Talib'in faziletlerini sayamazlar." [6]

Yine Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
"ALLAH-u Teala, kardeşim Ali'ye sayılmayacak kadar çok faziletler vermiştir. Kim onun faziletlerinden birini, ona ikrar ettiği halde zikrederse, ALLAH-u Teala onun geçmişte ve son zamanda işlediği günahlarını affeder. Kim onun faziletlerinden birini yazarsa, melekler sürekli olarak o yazıdan bir eser kaldıkça ona mağfiret dilerler. Kim onun faziletlerinden birini dinlerse, ALLAH Teala, onun işitmek yoluyla işlediği günahlarını bağışlar. Kim onun faziletlerinden olan bir yazıya bakarsa, ALLAH Teala, onun bakmak yoluyla işlediği günahlarını affeder." [7]
 
f_altan
#8 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 03-05-2010 02:07
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

Hz. Ali (a.s)'ın Sevgisi

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
"Müminin amel defterinin başlığı, Ali bin Ebi Talib'in sevgisidir." [8]

Yine Resulullah (s.a.a) buyurmuş ki:
"Ali'nin sevgisi imandır; buğzu ise küfürdür." [9]

Yine Resulullah (s.a.a) buyurmuşlar ki:
"Kim Ali'yi severse beni sevmiştir; kim Ali'ye buğz ederse bana buğz etmiştir." [10]

Resulullah (s.a.a) yine buyurmuştur ki:
"Ya Ali! Halk arasındaki misalin, Kur'ân'daki "Kulhu vellahu ehed" (İhlas) suresine benzer; kim onu bir defa okursa, adeta Kur'ân'ın üçte birini okumuştur; kim onu iki defa okursa, adeta Kur'ân'ın üçte ikisini okumuştur; kim onu üç defa okursa, adeta Kur'ân'nın hepsini okumuştur. Ya Ali, sen de böylesin! Kim seni kalbiyle severse, imanın üçte birini elde etmiştir; kim kalbi ve diliyle seni severse imanın üçte ikisini elde etmiştir; kim seni kalbi, dili ve eliyle severse imanın hepsini elde etmiştir. Beni hak olarak peygamber gönderen ALLAH'a andolsun ki, eğer yeryüzünün ehli, gök ehli gibi seni sevmiş olsaydı, ALLAH onlardan bir kişiyi bile ateşle azap etmezdi." [11]

Yine Resulullah (s.a.a) buyurmuş ki:
"Ya Ali! Müminden başkası seni sevmez; münafıktan başkası da sana buğz etmez." [12]
 
f_altan
#9 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 03-05-2010 02:08
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

Hz. Ali (a.s)'ın Mahbubiyeti

Enes bin Malik şöyle diyor:
Hz. Peygamber'in yanında kebap olmuş bir kuş vardı; onu yemeden önce şöyle dua etti: "ALLAH'ım, senin yanında en sevimli olan kulunu bana gönder de bu kuşu benimle yesin." Derken Ali bin Ebi Talib geldi; onu Peygamber'le beraber yediler." [13]

Bu hadis "Hadis-i Tayr" olarak meşhurdur. Şia ve Ehl-i Sünnet alimlerinin çoğu onu rivayet etmişlerdir. Bazı şairler bu hadisle ilgili şiirler de söylemişlerdir...[14]

Hz. Ali (a.s)'ın Velayeti

ALLAH-u Teala şöyle buyurmuştur:
"Ali bin Ebi Talib'in velayeti benim kalemdir; kim kaleme girerse azabımdan kurtulur." [15]

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
"Miraç gecesi beni göğe götürdüklerinde Peygamberleri topladılar, ben de onlarla beraber oturdum. Bir melek gelerek bana şöyle dedi: ALLAH-u Teala buyuruyor ki; "Bu peygamberlerden ne üzere gönderildiklerini sor." "Ne üzere gönderildiniz?"diye sorduğumda; "Senin velayetin ve Ali bin Ebi Talib'in velayeti üzere gönderildik" dediler." [16]
 
f_altan
#10 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 03-05-2010 02:09
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

Hz. Ali (a.s)'ın Hilafeti

Sa'd bin Ebi Vakkas şöyle diyor:
"Resulullah (s.a.a), Tebuk gazvesinde Hz. Ali'yi (Medine'de) kendi yerine halife tayin etti. Bunun üzerine Hz. Ali; "Ya Resulellah, beni kadın ve çocuklar arasında mı halife ettin?" dediğinde, Hz. Peygamber şöyle buyurdular: "Acaba bana olan nispetinin Harun'un Musa'ya olan nipbeti gibi olmasına razı olmuyor musun? Şu farkla ki, benden sonra peygamber yoktur." [17]

Bu hadis "Menzilet" hadisi olarak meşhurdur. Bu hadis en sahih ve sabit hadislerdendir. Hz. Ali'nin imameti için en büyük delillerdendir.

Hz. Ali (a.s)'ın Vasiliği

Resulullah (s.a.a) buyurdular ki:
"Her peygamberin vasi ve varisi vardır; benim vasi ve varisim ise Ebu Talib oğlu Ali'dir." [18]

İnzar ayeti Resulullah (s.a.a)'e nazil olduğunda Hazret akrabalarını yemeğe davet etti. Yemeklerini yedikten sonra ayağa kalkarak şöyle buyurdular:

"Ey Abdulmuttalip oğulları! ALLAH Teala, beni bütün halka genel olarak ve size de özel olarak peygamber göndermiş ve bana "yakın akrabalarını korkut" emrini vermiştir. Ben de sizi dile hafif gelen ama terazide ağır olan iki söze davet ediyorum. Eğer onları kabul ederseniz Arap ve gayri Araba hakim olursunuz ve bütün ümmetler sizin emriniz altında olurlar; onlarla cennete girer ve onlarla cehennem ateşinden kurtulursunuz. O iki söz; r16;ALLAH'tan gayri bir mabudun olmadığına ve benim de onun elçisi olduğuna şehadet getirmektir.' Her kim bu konuda (herkesten önce) benim davetime icabet eder ve bu risaleti gerçekleştirmemde bana yardımcı olursa benim kardeşim, vasim, vezirim, varisim ve benden sonra halifem olacaktır."

O mecliste hazır bulunanlardan, on yaşında olan Hz. Ali (a.s)'dan başka hiç kimse cevap vermedi. Resulullah (s.a.a) bu sözü üç kez tekrarladı. Her üç defasında da Hz. Ali'den başka O'nun davetini kabul eden olmadı. Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) orada hazır olan cemaata şöyle buyurdular: "Bu (Ali), sizin aranızda benim kardeşim, vasim ve halifemdir." [19]
 
f_altan
#11 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 03-05-2010 02:11
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

Hz. Ali (a.s)'ın Hakkaniyeti

Resulullah (s.a.a) buyurmuşlar ki:
"Ali Kur'ân iledir; Kur'ân da Ali iledir. Bunlar Kevser havuzunun başında bana gelinceye dek birbirlerinden ayrılmazlar." [20]

Resulullah (s.a.a) buyurmuşlar ki:
"ALLAH Teala Ali'ye rahmet etsin. ALLAH'ım, hakkı, o nereye döndüyse onunla döndür." [21]

Resulullah (s.a.a) buyurmuşlar ki:
"Ali'den ayrılan benden ayrılmıştır; benden ayrılan ise ALLAH'tan ayrılmıştır." [22]

Yine Resulullah (s.a.a) buyurmuşlardır ki:
"Ali hak iledir; hak da Ali iledir. Bunlar kıyamet günü havuzun başında yanıma gelinceye dek birbirlerinden ayrılmazlar." [23]

Hz. Ali (a.s)'ın İlmi

Resulullah (s.a.a) bu hususta şöyle buyurmuştur:
"Ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır; ilim isteyen o kapıdan gelmelidir." [24]

Bu hadis mütevatir ve kesin olan hadislerdendir. Allame-i Emini, El- Gadir kitabında Ehl-i Sünnet alimlerinden 143 kişinin bu hadisi naklettiklerini yazmıştır. [25]

Yine Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
"Ümmetimin en alimi Ali'dir." [26]

Emir'ul- Muminin Hz. Ali de şöyle buyurmuştur:
"Kur'ân'da olan her ayeti Resulullah'a okudum, O da onun manasını (tefsirini) bana öğretti." [27]

Hz. Ali (a.s)'dan şöyle nakledilmiştir:
"Gaip sırlarını benden sorun; çünkü ben peygamber ve elçilerin ilminin varisiyim." [28]

Ehl-i Sünnet ve Şia alimleri Hz. Ali'nin şöyle buyurduğunu nakletmişlerdir:
"Beni kaybetmeden önce istediğiniz şeyi benden sorun. ALLAH'a andolsun ki, eğer fetva kürsüsünde oturursam, Tevrat ehli arasında Tevrat'ın hükmü ile, İncil ehli arasında, İncil ile, Zebur ehli arasında Zebur ile ve Kur'ân ehli arasında Kur'ân'la fetva veririm. Öyle ki eğer ALLAH Teala o kitapları konuşturmuş olursa r16;Ali doğru dedi, bizde nazil olan hükme göre fetva verdi' derlerdi." [29]

Hz. Ali (a.s)'ın sorulara çok çabuk cevap vermesi herkesi şaşırtıyordu. Bir gün Ömer şöyle dedi: "Ya Ali, beni şaşırtan, bütün ilmi, fıkhi ve siyasi ilimleri çok iyi bilmen değildir, benim asıl şaşırdığım şey senin çok çabuk ve beklemeden cevap vermendir. Hz. Ali (a.s) onun bu sözüne karşılık şöyle buyurdu: "Ey Ömer, bu elimde kaç parmak vardır?" Ömer; "Beş parmak vardır" dedi. İmam (a.s); "Öyleyse neden bu sorunun cevabında düşünmedin?" Ömer; "Bu açıktır, düşünmeğe gerek yoktur" dediğinde, Hz. Ali (a.s); "Bütün meseleler de benim yanımda beş parmak gibi açıktır." buyurdular.[30]

Hz. Ali (a.s)'ın Hz. Peygamber (s.a.a) İle Kardeşliği
Abdullah bin Ömer şöyle diyor:
"Resulullah (s.a.a), ashabı arasında kardeşlik akdi okudu, Ali gözlerinden yaşlar aktığı halde gelerek şöyle dedi: "Ya Resulellah, ashabın arasında kardeşlik akdi yaptın; ama benimle hiç kimse arasında kardeşlik akdi yapmadın!" Resulullah (s.a.a) ona şöyle buyurdular: "Sen dünya ve ahirette benim kardeşimsin." [31]

Bu hadis "Muahat veya Uhuvvet Hadisi" olarak meşhurdur. Bu manada, Şia ve Ehl-i Sünnet kitaplarında hadisler oldukça çoktur. Bu çeşit hadisler, Hz. Ali'nin diğer sahabelerden çok üstün olduğunu göstermektedir. Çünkü Resulullah (s.a.a), ahlak ve diğer yönlerden birbirine benzeyenleri, birbirleriyle kardeş yapıyordu.[32]
 
f_altan
#12 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 03-05-2010 02:12
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

Hz. Ali (a.s)'ın Zühdü

Hz. Ali (a.s), Basra valisi olan Osman bin Huneyf'e bir mektup yazarak şöyle buyurdu:
"Ben sizin İmamınız olmama rağmen iki eski elbise ve iki ekmekle yetiniyorum. Eğer istesem en iyi elbiseleri giyip buğday ve baldan yapılmış en iyi yemekleri yiyebilirim. Ama nefsim bana galip gelemez. Acaba halkın; "O İmam ve halifedir" demesiyle yetinip yoksulların üzüntülerinde ortak olmayayım mı?" [33]

Abdullah bin Abbas şöyle diyor:
Zikar'da, Emir'ul- Muminin Hz. (a.s)'ın yanına vardım, Hazret ayakkabısını dikiyordu. Bana; "Bu ayakkabının değeri kaçtır?" diye sordu. Onun bir değeri yoktur dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdular: "ALLAH'a andolsun ki, o benim için, bir hakkı ayakta tutmak veya bir batılı yok etmek hariç size emir olmamdan daha sevimlidir." [34]

Hz. Ali (a.s) bazen şöyle buyuruyordu: "Bu abaya o kadar yama diktirmişim ki, artık onu yamayandan utanıyorum." [35]

Hz. Ali (a.s)'ın İbadeti

Çok ibadet ettiğinden Zeyn'ul- Abidin lakabı kendisine verilen Ali bin Hüseyin (a.s)'a; "Senin ibadetin ceddin Hz. Ali'nin ibadetine oranla nasıldır? dediklerinde şöyle buyurdular: "Benim ibadetim, ceddim Hz. Ali'nin ibadeti yanında, onun ibadetinin Resulullah (s.a.a)'in ibadeti yanında olduğu gibidir." (Yani benim ibadetim nere onun ibadeti nere!)[36]

Hz. Ali (a.s)'ın cariyesi Ümmü Said'e; "Hz. Ali Ramazan ayında mı daha çok ibadet ederdi yoksa başka aylarda mı?" diye sorduklarında; "Hz. Ali (a.s) her gece dua ve ibadetle meşguldü, Ramazan ve diğer aylar O'nun için eşitti" dedi.[37]

Hz. Ali (a.s) farz namazlara ilaveten müstahapları da kılıyordu; kesinlikle gece namazını terk etmezdi; hatta savaş zamanlarında bile ondan gaflet etmiyordu. Leylet'ul- Herir gecesinde sabaha yakın ufuğa bakıyordu, İbn-i Abbas; O taraftan endişede misin, düşman o yönde mi saklanmıştır? dediğinde; "Hayır, namaz vaktinin ulaşıp ulaşmadığına bakıyorum" buyurdular.[38]

Hz. Ali (a.s) ALLAH'a şöyle yakarıyordu: "ALLAH'ım, cezandan korkarak ve sevabını umarak sana ibadet etmedim; fakat seni ibadet için layık görüp ibadet ettim." [39]
 
f_altan
#13 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 03-05-2010 02:12
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

Hz. Ali (a.s)'ın Tevazusu

İmam Sadık (a.s)'dan şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
"Emir'ul- Muminin Hz. Ali (a.s) ev için odun topluyordu, su getiriyordu, evi süpürüyordu; Faıima (a.s) ise el değirmeniyle un öğütüyordu, hamur yapıyordu ve yemek pişiriyordu." [40]

İmam Hasan'ül- Askeri (a.s)'dan şöyle nakledilmiştir:
"Bir gün bir mümin babayla oğlu, Hz. Ali (a.s)'ın evine geldiler. İmam (a.s) onların ayağına kalktı, onları ağırladı ve onları evin baş tarafında oturtup kendisi de onların karşısında oturdu. Daha sonra yemek getirmelerini emretti, yemek getirildiğinde; babayla oğul o yemekten doyasıya yediler. Daha sonra (İmam'ın hizmetçisi) Kanber, ellerini yıkamaları için bir leğenle ibrik ve ellerini kurulamaları için de bir havlu getirdi. Kanber, babanın eline su dökmek için ileri gelince, Hz. Ali (a.s) hemen ibriği onun elinden alıp kendisi onun eline su dökmek istedi. Ama adam kendisini yere atarak şöyle dedi: "Ya Emir'el- Muminin! ALLAH beni görüyor, sen elime su dökmek mi istiyorsun!?" İmam (a.s); "Kalk otur, elini yıka; ALLAH Teala seni de ve senden farkı olmayan kardeşini de görüyor..." Nihayet adam yerden kalkıp İmam'ın onun eline su dökmesine razı oldu. İmam (a.s); "Eğer Kanber eline su dökseydi, nasıl ellerini rahatça yıkayacaktınsa öylece rahat bir şekilde ellerini yıka" buyurdular. Adam ellerini yıkadıktan sonra İmam (a.s) ibriği oğlu MUHAMMED-i Hanefiyye'ye verip şöyle buyurdular: "Oğlum! Eğer bu oğul babası olmadığı bir zamanda yanıma gelmiş olsaydı mutlaka onun eline su dökerdim. Ama ALLAH Teala oğulla baba bir yerde olduklarında onların aynı seviyede olmasını istememektedir. Baba babanın eline su döktü, oğul da oğlun eline su döksün." İmam (a.s)'ın bu sözü üzerine MUHAMMED-i Hanefiyye de oğlun eline su döktü." [41]
İmam Cafer'us- Sadık (a.s) babasından şöyle naklediyor:
"Hz. Ali (a.s), zimmi (İslam'ın sığınağında olan) bir adamla yol arkadaşı oldu.
Zimmi- "Ey ALLAH'ın kulu! Nereye gitmek istiyorsun?" dedi.
Hz. Ali - "Kufe'ye" buyurdular.
Zimmi adam, Kufe yolunu bırakıp başka bir yola girince Hz. Ali (a.s) da onunla birlikte o yola koyuldu.
Zimmi - "Sen Kufe'ye gitmek istemiyor muydun?"
Hz. Ali- "Evet."
Zimmi - "Öyleyse yolunu terk ettin."
Hz. Ali- "Biliyorum."
Zimmi- "Bunu bildiğin halde, neden yolunu bırakıp da benimle geldin?"
Hz. Ali- "Arkadaştan ayrılınca onu uğurlamak için onunla gitmek güzel arkadaşlığın kemalindendir, Peygamberimiz bize böyle emretmiştir."
Zimmi - "Böyle mi emretmiştir?"
Hz. Ali- "Evet."
Zimmi - "İşte onun bu güzel amellerinden dolayı halk ona uymuştur. Ben senin dininde olduğuma dair seni tanık tutuyorum."
Zimmi adam Hz. Ali (a.s)'la birlikte Peygamber (s.a.a)'in yanına dönüp Müslüman oldu." [42]
 
f_altan
#14 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 03-05-2010 02:13
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

Hz. Ali (a.s)'ın Bağış ve Cömertliği

Osman'ın ölümünden sonra Arap bir adam Hz. Ali (a.s)'ın yanına gelerek; "Benim birçok hastalığım vardır; nefes darlığı, cahillik ve fakirlik" dedi. Hz. Ali (a.s) da cevaben şöyle buyurdular: "Hastalığı tabibe, cahilliği alime, fakirliği ise zenginin yanına götür." O adam; "Siz hem tabip, hem alim ve hem de zenginsiniz" dedi. İmam (a.s) onun bu sözü üzerine hizmetçilerine şöyle buyurdular: "Ona, 1000 dirhem hastalığını iyileştirmesi, 1000 dirhem durumunu düzeltmesi ve 1000 dirhem de cahilliğini gidermesi için toplam 3000 dirhem verin." [43]

Ebu's- Seadat, "Fezail'ul- İtret" kitabında şöyle diyor:
Bir rivayete göre Hz. Ali (a.s) müşriklerden biriyle savaşıyordu. Bu esnada müşrik; "Ey Ebu Talib oğlu, kılıcını bana bağışla" dedi. Hz. Ali (a.s) kılıcını ona doğru atınca müşrik; "Hayret! Ey Ebu Talib'in oğlu, böyle bir anda kılıcını bana mı veriyorsun?" dedi. Hz. Ali (a.s); "Ey filani! Sen bana el açtın, el açanı geri çevirmek cömertlikten değildir" buyurunca, kafir olan adam kendisini toprağa attı ve; "Din ehlinin davranışı işte böyledir" diyerek Hz Ali (a.s)'ın ayaklarını öpüp Müslüman oldu.[44]
 
f_altan
#15 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 03-05-2010 02:13
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

Hz. Ali (a.s)'ın Şecaat ve Yiğitliği

İmam Seccad (a.s) Yezid'in önünde kendisini tanıtırken Hz. Ali (a.s)'ın sıfat ve faziletlerini sayarak şöyle buyurdular:
"Ben öyle bir adamın oğluyum ki, herkesten daha cesaretli ve yiğit idi; iradede herkesten daha güçlü idi; savaşta bir aslan gibi düşmanı öldürüyordu; kuru otlarda esen bir kasırga gibi onları dağıtıyordu." [45]

Allame İbn-i Ebi Cumhur el- İhsai şöyle naklediyor:
"Cabir-i Ensari şöyle rivayet etmiştir: Basra'da (Cemel Savaşında) Hz. Ali (a.s)'la birlikte idim. Yetmiş bin kişi bir kadınla (Aişe ile) toplanmışlardı, savaştan kaçan her insanın; "Ali beni hezimete uğrattı", yaralanan her şahsın; "Ali beni yaraladı", can veren herkesin; "Ali beni öldürdü" dediklerini gördüm. Ordunun sağ kolunda olduğumda Hz. Ali'nin sesini duyuyordum; sol kolunda olduğumda yine onun sesini duyuyordum. Talha'nın can verdiği an onun yanından geçerken; "Kim bu oku sana attı" dediğimde; "Ali bin Ebi Talib attı" dedi. Bunu duyunca; "Ey Bilkıys ve İblis hizbi! Ali ok atmamıştır, onun elinde sadece kılıç vardır" dedim. Talha dedi ki: "Ey Cabir! Ali'nin göğe çıktığını, yere indiğini, doğudan ve batıdan geldiğini görmüyor musun? Doğu ile batıyı bir şey yapmıştır, süvariye yetiştiğinde onu mızrak vs. şeyle dürtüyor; biriyle karşılaştığında onu öldürüyor, yaralıyor ve yüzüstü yere seriyor veya; "Ey ALLAH'ın düşmanı öl" dediğin de o adam ölüyor, ondan hiç kimse kurtulamıyor." [46]

Savaşlardan birinde Hz. Ali (a.s)'ın komutanları İmama: "Eğer yenilgiye uğrarsak sizi nerede bulabiliriz?" diye sorduklarında şöyle buyurdular: "Beni nerede bıraktıysanız ben oradayım, oradan başka bir yere ayrılmam." [47]
 
f_altan
#16 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 03-05-2010 02:14
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

Hz. Ali (a.s)'ın Heybeti

Hz. Ali (a.s)'a; "Rakiplerine nasıl galip geldin?" dediklerinde; "Karşılaştığım herkes, bana kendi aleyhine yardım etti." buyurdular.
Seyyid Rezi; "Hz. Ali (a.s) bu sözüyle, heybetinin karşı tarafın kalbine korku düşürdüğüne işaret etmiştir."[48] diyor.

Hz. Ali (a.s) meydanda dolaşırken soluklar kesilirdi. Ona hamle eden herkes çok çabuk ölümü tatardı. Süfyani Sevri şöyle diyor: "Hz. Ali (a.s) müslümanların arasında çelik bir dağ gibiydi; kafir ve münafıklar için ise kuvvetli bir rakipti. ALLAH müslümanların izzet ve yüceliğini, kafirlerin ise zillet ve aşağılığını O'nun eline vermişti."[49]
 
f_altan
#17 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 03-05-2010 02:15
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

Hz. Ali (a.s)'ın Cesaret ve Kudreti

Enes, Ömer bin Hattap'tan şöyle naklediyor: Hz. Ali (a.s), beşikte iken bir yılanın ona doğru hareket ettiğini görünce, ellerini kundakta bağlı olmasına rağmen kundaktan çıkarıp yılanın boynundan tuttu, yılana bir bakıp parmaklarını ona geçirdi ve sıkarak onu öldürdü. Annesi onu o halde görünce bağırıp yardım diledi, bu sese akrabaları toplandı. Sonra annesi Ali'ye; "Şüphesiz sen bir haydar (aslan)sın" dedi.[50]
Hz. Ali (a.s)'ın şecaat ve kolunun gücünü düşmanları bile methetmiştir. İki parmağıyla Halid bin Velid'in boğazını sıkıştırdığı ve Halid bin Velid'in neredeyse ölmek üzere olduğu muşhurdur.[51]

Hz. Ali (a.s) Uhud savaşında, Beniabduddar kabilesinin savaşçılarını öldürdükten sonra o kabileden Sevap adlı bir köle Peygamberi öldürmek için yemin etti. Bu köle çok iri cüsseli ve kuvvetliydi. Müslümanlar korkuya kapılarak onunla savaşmaktan çekindiler. Ama Hz. Ali (a.s) onun karşısına çıkarak ona öyle bir darbe vurdu ki, belinden ikiye böldü; öyle ki üst bölümü yere düştü ve alt bölümü ise ayakları üstünde kalmıştı. Her iki ordu Hz. Ali'nin bu vuruşundan hayretler içerisindeydi ve müslümanlar gülüyorlardı.[52]
 
f_altan
#18 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 03-05-2010 02:16
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10


Hz. ALİ (a.s)'ın İmanı

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
"Eğer yer ve gökler terazinin bir kefesine, Ali'nin imanı da diğer kefesine bırakılırsa, Ali'nin imanı daha ağır basar." [53]

Hz. Ali (a.s)'ın "Kumeyl Duası" adıyla meşhur olan duası, O'nun güçlü iman ve yakinini göstermektedir. Yine O'nun korku ve ümit içeren Sabah Duası ve diğer dua ve yakarışları O'nun teveccüh ve ihlasının göstergesidir. Zarar bin Zamre Muaviye'nin yanına geldiğinde Muaviye; "Ali'yi bana tarif et" dediğinde Zarar İmam (a.s)'ın özelliklerinden bir kısmını Muaviye'ye beyan ettikten sonra şöyle dedi:

"Hz. Ali geceleri (ibadet için) çok az uyuyordu; gece ve gündüzleri çok Kur'an okuyordu; canını ALLAH yoluna adamıştır; ALLAH'ın azameti karşısında göz yaşı döküyordu; kendisini bizden saklamazdı; bizden altın dolu keseler toplamazdı; yakınlarına şefkatli idi; cefakarlara (kendisine zulmedenlere) sert davranmazdı; gecenin zifiri karanlığında O'nu, kendisini yılan vurmuş bir insan gibi büküldüğünü ve üzüntülü bir fert gibi ALLAH korkusundan ağladığını ve şöyle dediğini görürdün:

"Ey dünya, bana mı cilve yapıyorsun, beni mi kendine meftun etmek istiyorsun? Heyhat! Benim sana ihtiyacım yoktur; sana üç talak vermişim; artık sana dönmem mümkün değildir." Sonra şöyle buyuruyordu: "Ah azığın azlığından, seferin uzunluğundan, yolun zorluğundan!"

Muaviye bunları duyunca kendisini tutamayıp ağlamaya başladı ve; "Ey Zarar yeter, ALLAH' andolsun ki, Ali öyleydi, ALLAH ona rahmet etsin" dedi.[54]
 
f_altan
#19 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 03-05-2010 02:17
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

Hz. Ali (a.s)'ın ALLAH Katındaki Şanı

Uzun bir hadiste Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bugün, şimdiye kadar hiç kimseye söylemediğim bir sözü söyleyeceğim, o da şu ki; bir defasında Resulullah (s.a.a)'den benim için mağfiret dilemesini istedim. "Mağfiret dileyeceğim" buyurdu. Sonra kalkıp namaz kıldı, elini duaya kaldırdığında şöyle dediğini duydum: "ALLAH'ım, Ali'nin senin katındaki hakkı hürmetine, Ali'yi bağışla." Ya Resulullah! Bu nasıl duadır dediğimde, Resulullah (s.a.a); "ALLAH katında senden daha değerli biri var mıdır ki onun vasıtasıyla ALLAH'tan şefaat dileyeyim?" buyurdular." [55]

Hz. Ali (a.s)'ın İhlası


İbn-i Şerhaşup "Menakıb" Kitabında şöyle naklediyor: Hz. Ali (a.s) Amr b. Abdevud'u yere serince onun başını hemen bedeninden ayırmadı. Huzeyfe Hz. Ali'yi bu işinden dolayı tenkit edince Resulullah (s.a.a); "Sus ey Huzeyfe, Ali duraklamasının sebebini açıklayacaktır." buyurdu. Hz. Ali (a.s) Resulullah (s.a.a)'in yanına geldiğinde Resulullah (s.a.a) ona, Amr b. Abdevud'un başını bedeninden ayırmadaki duraklamasının sebebini sordu.

Hz. Ali cevaben şöyle dedi: "Amr bin Abdevud anneme küfretti ve yüzüme tükürdü, onu kendi nefsim için öldürmemden korktum, bundan dolayı öfkemin yatışması için onu bıraktım, daha sonra ALLAH için onu öldürdüm." [56]
 
f_altan
#20 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 03-05-2010 02:18
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

Hz. Ali (a.s)'ın Hilmi

Resulullah (s.a.a)'den şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Eğer hilim, bir kişi şeklinde olursa, mutlaka Ali olur." [57]

Hz. Ali (a.s) bir köleyi defalarca çağırdığı halde cevap vermediğinden dolayı dışarı çıkıp onu kapının önünde görünce; "Seni cevap vermemeye sürükleyen sebep nedir?" diye sordu. Köle cevaben; "Senin cezalandırmandan güvende olmamdır" dedi. İmam (a.s) onun bu sözü üzerine; "Hamd Allâh'a ki beni, yaratıklarının emin bildiği kimselerden kıldı. Git, sen ALLAH rızası için artık hürsün." buyurdular.[58]

Hz. Ali (a.s)'ın Adaleti


Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
"Benim elim ve Ali'nin eli, adalette eşittir." [59]

Yine buyurmuştur ki:
"Ali, ALLAH'ın ahdine daha vefalı olanınızdır; ALLAH'ın emri için daha çok kıyam edeninizdir; daha çok adaletlinizdir; daha çok eşit böleninizdir; ALLAH katında fazileti daha büyük olanınızdır." [60]

Hz. Ali (a.s) hak ve adalet adamı idi. Bu meselede öyle ciddi idi ki, kendi çocuğunu zenci bir köle ile aynı seviyede görüyordu. Mazlumların hakkını almak için kendi memurlarını sorgulayıp onlardan zalim olanları cezalandırıyordu. Bu yüzden şöyle buyuruyordu: "Benim yanımda güçsüz fakirler, azizdir; zalimler ise hakirdirler." [61]

Hz. Ali (a.s) kendisini ALLAH'ın karşısında sorumlu görüyordu, hedefi adaleti icra etmekti. Sosyal adalete riayet ederdi, hatta en yakınları ile başkaları arasında bir fark koymazdı. Akil, O'nun kardeşi olmasına rağmen Beyt'ul- Maldan kendi hakkından fazla bir şey alamadı. İmam (a.s)'ın kendisi bu konuda şöyle buyuruyor:

"...ALLAH'a andolsun, (kardeşim) Akili fakir olarak gördüm. Sizin malınızdan (beytülmal) üç kilo buğday istedi ve çocuklarını yüzleri solmuş zayıf bir halde gördüm. Benden ısrarla buğday istiyordu. O'nun sözlerine kulak asıp dinimi satacağımı sandı. Sonra bir demiri kızartıp ibret alsın diye ona yaklaştırdım. Acıdan bağırdı, neredeyse O'nun sıcaklığından yanacaktı. Dedim Ey Akil, analar yasında ağlasın! Sen bu küçük acıya dayanamayıp bağırıyorsun, ben nasıl cehennem ateşine tahammül edeyim?"

Bundan daha ilginç şudur ki, bir adam (münafık olan Eş'as b. Kays) geceleyin bir hediye kaba koyup yanıma getirdi, adete yılanın ağzının suyuyla hamur edilmişti. Ona; r16;Bu hediye mi, zekat mı, yoksa sadaka mı?' diye sordum. Eğer sadaka ise biz Ehl-i Beyt'e haramdır, dedim. O da; r16;Hediyedir, zekat ve sadaka değildir' diye cevap verdi.

Ona dedim ki, annen ölümünde ağlasın! Acaba ALLAH'ın dini yoluyla gelip beni aldatmak mı istiyorsun? Acaba deli mi olmuşsun yoksa; (Ali'yi aldatmak için) boş sözler mi diyorsun?
ALLAH'a andolsun eğer yedi göğü bütün altındakilerle bana verseler ve bir karıncanın ağzından arpa samanını alarak "ALLAH'a isyan et" deseler, bu işi yapmam. Bu dünyanız benim yanımda çekirgenin ağzında olan yaprak dALİ gibi değersizdir. Ali'nin bu geçici dünya mALİ ve lezzetleriyle ne işi vardır!" [62]
 
Atlanilacak Forum:
Üye Girişi
Kullanıcı Adı

Parola



Henüz Üye Değil Misiniz?
Buraya Tıklayarak Üye Olabilirsiniz.

Parolanızı Mı Unuttunuz?
Buraya Tıklayın
En Son İncelemeler
· GEÇMİŞ KAVİMLERDE Rİ...
· KUR'AN'DA RİC'AT NEDİR?
· ŞİA VE SAHABE
· ŞİA İNANÇLARI
· TERAVİH NAMAZI
· EHLİ SÜNNETTE MATEM ...
· PEYGAMBERDEN SONRA UMRE
· HZ. FATIMA'NIN ÖFKESİ
· ABDUL MUTTALİB VE EB...
· EBU TALİB'İN İMANINI...
· NAMAZLARI BİRLEŞTİRME
· İMAM MEHDİ'NİN İSMİ ...
· İMAM MEHDİ'NİN ZUHUR...
· İMAM MEHDİ'NİN HAYAT...
· SAKALEYN HADİSİ'NİN ...
· SÜNNETİM METNİ'SENEDİ
· İTRETİM- EHL-İ BEYTİ...
· İSMETİN TANIMI:
· AYETTE GEÇEN RİS' NE...
· DERYADAN YALNIZCA Bİ...
· PEYGAMBER (s.a.a)İN ...
· KADİR GECESİ'NİN AME...
· ALLAH'I ZİKRETMEK
· SADECE ALLAH'A KULLUK
· KELİME-İ ŞEHADET
· Güllac Tatlisi
· Mantarlı Patates Pür...
· RAMAZAN OZEL DUALR
· Masumların Ramazanı
· Ramazan Hakkında 40 ...
Online

Çevrimiçi Kullanıcılar
· Çevrimiçi Ziyaretçiler: 3

· Çevrimiçi Üyeler: 0

· Toplam Üye Sayısı: 81
· En Yeni Üye: saliha
RSS Yayın
RSS - Resimler
RSS - Forumlar
RSS - Weblinkleri
RSS - Makaleler
RSS - Haberler
RSS - Programlar
Haberci

Yeniliklerden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız,
Email adresinizi giriniz:


Reklam
Multimedia