Islamiyet
İslam Tarihi
Peygamberler
Müctehidler
Kerbela
Felsefe ve Irfan
4 Büyük Kitap ve Kavimler
Mezhepler
Seckin Sahabeler
Mead Ahiret
Dualar
Üc Aylar
Ana Menü
Ehl-i Beyt
· Hz. Muhammed (saa)
· Hz. Fatima (as)
· İmam Ali (as)
· İmam Hasan (as)
· İmam Hüseyin (as)
· İmam Seccad (as)
· İmam M. Bakır (as)
· İmam Cafer (as)
· İmam Kazım (as)
· İmam Ali Rıza (as)
· İmam Taki (as)
· İmam Naki (as)
· İmam Askeri (as)
· İmam Mehdi (af)
· 14 Masum

Kadın & Aile
· Örnek Kadınlar
· Çocuk Tebiyesi
· İslam'da Evlilik
· Örtünme
· Aile Ahlakı
· Çeşitli Bilgiler

İslam
· Kur'an
· Namaz
· Hadis

Multimedia
· Resim Galerisi
· HERKES İÇİN
· ARADIGINIZ HER KONU
Sizin Köseniz
Gercek Yasanmis Hikayeler
Siirler
Serbest Kürsü
Soru Cevap
Dini Mesajlar
Cuma Mesajlari
Faydali Bilgiler
Bilim ve Otesi
Icimizdeki Duygular
Iftar Yemekleri
Kitaplar
Ehlibeyt Kütüphanesi
Namaz Rehberi
Yazarlar
Tevessul Duasi
Duyuru:
ZİYARETÇİ DEFTERİ EKLENMİŞTİR!!!

Selamün Aleyküm,

Sitemiz tekrar yapım aşamasına girmiştir. Bir önceki sitemize defalarca saldırılar düzenlenmiş ve bunun sonucunda sitemizde virüs gibi sıkıntılar meydana gelmiştir. Sitemizin yedeği malesef işleme girmiyor. Bu sayede sitemizi yeniden yapılandıracağız inşaALLAH. Sizlerinde desteği mutlaka çok büyük önem taşıyacaktır. Yardım etmek isteyen kardeşlerimiz KEVSER@KEVSERSUYU.NL mail adresine müracaat edebilir.

Siteye destek verecek arkadaşlardan beklenecek olan şeyler;

- Forum Yönetimi

- Makale/İncelemeler yönetimi (yazı ekleme vs)

- Yazarlar

- Dosya yönetimi (downloads)

Aşk ile,

Kevsersuyu yönetimi

Başlığı Görüntüle
 Başlığı Yazdır
Hz. Fatıma'nın Hayatı, Fazileti, Siresi Ve Sözleri
f_altan
#1 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 01-05-2010 23:57
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

i1004.hizliresim.com/2010/4/29/487.jpg

i1005.hizliresim.com/2010/5/3/793.jpg


HZ. FATIMA'NIN (S.A) KISACA BİYOGRAFİSİ


Adı: Fatıma (s.a).

Lakapları: Zehra, Sıddika, Kubra, Tahire, Raziye, Merziyy, Havra'un-İnsiyye, Betul, Muhaddese, Zöhre...

Künyesi: Ümmü'l-Hasaneyn, Ümmü Ebiha, Ümmü'l-Eimme.

Baba-Ana: Hz. MUHAMMED (s.a.a), Hatice (a.s).

Doğumu:
Bisetin 5. yılı, Cemadiy'es-Sani'nin 20'sinde Cuma günü şafak vakti Mekke'de dünyaya geldi.

Hicreti ve Evliliği: Sekiz yaşlarında hz. Ali'yle birlikte Medine'ye hicret etti ve hicretin 2. yılı Zihicce ayının evvellerinde İmam Ali (a.s)'la evlendi.

Şahadeti: Hicretin 11. yılı Cemadiy'el-Ula'nın 13'ünde veya 15'inde veya Cemadiy'us-Sani'nin 3'ünde, 18 yaşında iken Medine'de akşamla yatsı namazları arasında şahadete erişti.

Mezarı: Medine'de üç mekandan birindedir: Peygamber (s.a.a)'in kabrinin yanında, Baki mezarlığında, Mescid'un-Nebi ile Hz. Peygamber'in kabri arasında.

Yaşam Dönemi:

1- Babası Resulullah (s.a.a) ve eşi Ali (a.s) ile geçirdiği dönem.
2- Toplumsal ve siyasi açıdan çok önemli olan babasının ölümünden sonra geçirdiği birkaç aylık dönem.

Çocukları: Hasan, Hüseyin, Zeynep, Ümmü Gülüsüm, Muhsin.
Düzenleyen f_altan Düzenleme Tarihi: 02-05-2010 22:39
 
f_altan
#2 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 01-05-2010 23:59
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10


HZ. FATIMA (A.S)'IN HAYATI, FAZİLETİ VE SİRESİ


Doğum Tarihi

Hz. Fatıma (a.s)'ın doğum tarihi hakkında İslam alimleri arasında birçok ihtilaflar vardır. Fakat Şia alimleri arasında, Hz. Fatıma (a.s)'ın, bi'setin beşinci yılı Cemadi'us- Sani'nin yirmisinde Cuma günü doğduğu meşhurdur.

Kevser Oluşu

ALLAH-u Teala, Hz. Peygamber (s.a.a)'e; "Sana bol hayırlar vereceğiz"buyurarak O'nu müjdeledi. Düşmanlara cevap olarak da "Kevser"suresini göndererek şöyle buyurdu: "Şüphesiz biz sana Kevseri verdik. Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Doğrusu asıl ebter (soyu kesik) olan sana kin duyandır."[1]

Hz. Peygamber (s.a.a), ALLAH'ın vaadinin kesin olduğuna ve bütün hayırların kaynağı olacak tertemiz ve bereketli neslin kendisinden vücuda geleceğine kesin olarak inanıyordu. ALLAH'ın vaadi Hz. Fatıma'nın dünyaya gelmesiyle gerçekleşti ve dünyanın ufukları onun veladet nuruyla aydınlığa kavuştu. ALLAH-u Teala, kadının değerini bütün aleme göstermek istediğinden dolayı Peygamber (s.a.a)'in tertemiz neslini, O Hazretin kızının vücudunda karar kıldı ve İslam dininin imam ve önderlerinin Hz. Fatıma'nın soyundan vücuda gelmesini takdir etti.

Küçük Yaşta Babasının Yardımına Koşması


Bir gün müşriklerden biri, Resulullah (s.a.a)'i sokakta görünce, Hazretin başına bir miktar çer-çöp ve pislik attı. Resulullah (s.a.a) bir şey söylemedi ve haliyle eve döndü. Hz. Fatıma (a.s) babasının bu vaziyetini görünce koşup derhal su getirdi, ağlar gözle babasının başını ve yüzünü yıkadı. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Kızım ağlama, mutmain ol ki, ALLAH (c.c) babanı düşmanların şerrinden koruyacak ve onlara galip kılacaktır."[2]

Bir gün Hz. Fatıma (a.s), müşriklerin Mescid'ul-Haram'da oturup babasının katli için komplo düzenlediklerini gördü ve ağlar bir gözle eve dönüp müşriklerin aldığı kararı babasına haber verdi.[3]

Bir gün Hz. Peygamber (s.a.a), Mescid'ul-Haram'da namazla meşgul iken müşriklerden bir grup kimseler, Hazreti alay edip incitmek istiyorlardı. Onlardan biri yeni kesilmiş bir devenin rahmini götürüp kan ve pisliği ile birlikte, Resulullah secde halinde iken O'nun sırtına attı. Orada hazır bulunan ve bu manzaraya şahit olan Fatıma (a.s) bu durumdan çok rahatsız olup ağlayarak Resulullah'ın yanına koştu ve devenin rahmini kaldırıp uzak bir yere attı. Resulullah (s.a.a) secdeden kalkıp namazını bitirdikten sonra o insanlara beddua etti.[4]

Fatıma (a.s) bu küçük yaşlarında bu çeşit hadiseleri görüp babasının yardımına koşuyor ve babası için adeta annelik yapıyordu. İşte bundan dolayı Resulullah (s.a.a) ona, "Ümm-ü Ebîha"(babasının annesi) lakabını vermiştir. Rivayetlerde nakledildiğine göre; "Resulullah (s.a.a) Fatıma'nın yüzünü öpmedikçe uyumuyordu."[5]
 
f_altan
#3 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 02-05-2010 00:00
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

Ev İşlerine Bakması

İslam'ın en büyük şahsiyetinin yegane kızı Hz. Fatıma (a.s) iş yapmaktan utanmıyordu, eve bakmanın ağır sorumluluğundan kaçmıyordu. Ev işlerinde o kadar zahmet çekiyordu ki, Hz. Ali (a.s) kendisine acıyor ve hizmetlerini takdir ediyordu.

Hz. Ali (a.s) bir gün ashaptan birine şöyle buyurdu:
"Kendim ile Fatıma'nın durumunu sana anlatmamı istiyor musun? Fatıma o kadar evime su getirdi ki, bedeninde kırba iz bıraktı; o kadar el değirmeniyle buğday öğüttü ki, elleri nasır bağladı; o kadar evde temizlik yaptı, evi süpürdü ki, elbiseleri bozardı; o kadar kazanın altında ateş yaktı ki, elbiseleri kararmaya başladı. Bu yüzden Fatıma'ya; "Peygamber'in huzuruna gidip hadiseyi beyan edecek olursan ev işlerinde sana yardımda bulunacak bir hizmetçi verir" dedim.

Bunun üzerine Fatıma Resulullah'ın huzuruna gitti; Hazretin bir grup sahabeyle sohbet ettiğini görünce ihtiyacını izhar etmekten utanıp bir şey söylemeksizin geri döndü. Resulullah (s.a.a) Fatıma'nın bir hacetten dolayı geldiğini anlamıştı. İşte bundan dolayı o günün sabahı evimize teşrif buyurdular, selam verdiler, biz de cevap verdik. Eve girip yanımızda oturarak şöyle buyurdular: "Fatımacığım, dün gece ne maksatla bizim eve geldin?"

Fatıma hacetini arz etmekten utandı. Bu sırada ben şöyle dedim: "Ya Resulellah! Fatıma eve o kadar su taşımış ki, kırbanın başı göğsünde iz bırakmış, o kadar el değirmeni çevirmiş ki, elleri nasır bağlamış... Bu durumu görünce ona; "Eğer babanın yanına gidip bir hizmetçi istemiş olursan seni bu durumdan kurtarır" dedim.

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular: "Fatımacığım, hizmetçiden daha hayırlı bir ameli sana öğreteyim mi? Her gün otuz üç defa "Subhanellah", otuz üç defa "El-hamd'u lillah"ve otuz dört defa da "ALLAH-u Ekber"[6] zikrini söyle; bu zikir yüz defadan fazla değildir; fakat bunun amel defterinde bin sevabı vardır. Fatımacığım, eğer bunu her gün sabahleyin söylersen, ALLAH Teala dünya ve ahiret işlerinde sana kifayet eder (yeter)"

Fatıma (a.s), babasının cevabında üç defa şöyle dedi: "ALLAH ve Resulünden razı oldum."[7]

Evet, Hz. Fatıma (a.s), Hz. Peygamber (s.a.a) gibi saygın ve büyük şahsiyete sahip bir babası ve Arap kahramanlarının burnunu yere süren Hz. Ali gibi bir kahramanın eşi olmasına rağmen evde bir hizmetçi gibi çalışmaktan arlanmıyordu. Hz. Fatıma (a.s) da en iyi bir şekilde geçinebilirdi. Ama Ehl-i Beyt ailesinden bunu beklemek yanlıştır. Çünkü onlar ALLAH'ın rızasını hiçbir şeyle değişmez ve çalışmayı ibadet bilirlerdi.
 
f_altan
#4 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 02-05-2010 00:01
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

Kocasına Hizmeti

Hz. Fatıma (a.s) kadının cihadının, kocasına iyi eş olması[8] olduğunu ve evin, erkeğin dinlenme ve huzur yeri olduğunu çok iyi biliyordu. Bundan dolayı Hz. Ali (a.s), savaş alanından yorgun argın eve döndüğünde onu karşılayıp yaralarını pansuman ediyor ve savaşla ilgili haberleri ondan öğreniyordu. Kocasını daima teşvik ve tahsin ediyordu, onun cesaret ve fedakarlığını övüyordu. Bu vesileyle kalbini hoşnut ediyor, yorgun ve yaralı olan bedenini rahatlatıyordu.

Hz. Ali (a.s) bu hususta şöyle buyurmuştur:
"Eve gelip Fatıma'ya baktığımda bütün gam ve üzüntülerim yok oluyordu."[9]

Hz. Fatıma (a.s) kesinlikle Hz. Ali (a.s)'ın müsaadesi olmaksızın evden dışarı çıkmıyor ve hiçbir zaman onu öfkelendirmiyordu. Çünkü İslam'ın şöyle buyurduğunu biliyordu: "ALLAH Teala, kocasını öfkelendiren her kadının oruç ve namazını, kocasını kendisinden razı etmedikçe kabul etmez."[10]

Hz. Fatıma (a.s) hayatı boyunca, kesinlikle yalan söylemez, hıyanet etmez ve hiçbir zaman Hz. Ali'nin emrinden çıkmazdı. Yine Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "And olsun ALLAH'a ki ben, kesinlikle Fatıma'yı öfkelendirecek bir iş yapmadım, Fatıma da hiçbir zaman beni öfkelendirmedi."[11]

İşte Hz. Ali (a.s), evin dahili durumundan tamamıyla rahat ve huzurlu olduğundan dolayı onca muvaffakiyet ve fetihler elde etmiştir.

Çocuk Eğitmesi


Hz. Fatıma (a.s)'ın çok önemli ve ağır vazifelerinden biri de çocuğa bakma ve onları eğitme meselesi idi. Hz. Fatıma (a.s) beş çocuk sahibi olmuştur, onların isimleri şöyledir: Hasan, Hüseyin, Zeynep, Ümmü Gülüsüm ve Muhsin. Beşinci evladı olan Muhsin, henüz dünyaya gelmeden anne karnında öldürülmüştür.

Hz. Fatıma (a.s)'ın kendisi vahiy evinde eğitilmişti, İslamî terbiye ve eğitimden habersiz ve gafil birisi değildi. Anne sütü ve annenin çocuğunu öpmesinden tut, bütün hareket, amel ve sözlerine kadar hepsinin çocuğun hassas ruhunda eser bıraktığının bilincinde idi. Hz. Fatıma çocuklarıyla oynarken de onlara şecaat, hakkı savunmak ve ALLAH'a perestiş etme dersi veriyordu. Örneğin İmam Hasan'la oynarken şöyle buyuruyordu:

Babama benze ya Hasan
Hakkın boynundan yuları çıkar
İhsan sahibi ALLAH'a ibadet et
Kinli ve öfkeli kimseyi sevme[12]


İşte bu eğitimler neticesinde, dini savunmak, zalimlere karşı mücadele vermek yolunda can ve mallarından geçerek zulüm saraylarını sarsan evlatlar yetiştirdi.

Hz. Fatıma, İmam Hasan gibi İslam'ın hassas durumunda, İslam'ın menfaatlerini korumak, esasi bir inkılaba zemin hazırlamak için canını dişine takıp susabilecek ve İmam Hüseyin gibi Kerbela vakıasında can, evlat ve malından geçerek İslam'ı diriltebilecek, Zeynep ve Ümmü Gülüsüm gibi ateşli hutbe ve konuşmalar yaparak Beni Ümeyye'nin zulüm ve sitem rejimini rüsva ve rezil edecek evlatlar terbiye etti.
 
f_altan
#5 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 02-05-2010 00:02
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

Faziletleri

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
"Dünya kadınlarının en üstünü dört kişidir: "İmran'ın kızı Meryem, MUHAMMED'in kızı Fatıma, Huveyled'in kızı Hatice ve Firavun'un hanımı Asiye."[13]

Yine Peygamber (s.a.a) buyurmuştur ki:
"Fatıma, cennet kadınlarının en üstünlerindendir."[14]

Resulullah (s.a.a), Fatıma (a.s)'a şöyle buyurdular:
"ALLAH Teala senin gazabınla gazap eder, senin hoşnutluğunla da hoşnut olur."[15]

İmam Sadık (a.s) da buyurmuştur ki:
"Fatıma (a.s), ALLAH katında dokuz isimle çağrılır: "Fatıma, Siddika, Mübareke, Tahire, Zekiyye, Raziye, Merziyye, Muhaddese, Zehra."Fatıma denilmesinin sebebi, şer ve kötülüklerden masum ve mahfuz olduğu içindir. Eğer Ali (a.s) olmasaydı, Fatıma için layık bir eş bulunmazdı."[16]

Yine Hz. Peygamber (s.a.a) buyurmuştur ki:
"Fatıma bedenimin bir parçasıdır; ona eziyet bana eziyettir, onun hoşnutluğu benim hoşnutluğumdur."[17]

İbn-i Abbas şöyle diyor: Bir gün Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin (aleyhim'is- selam) Peygamber (s.a.a)'in yanındayken Hazret şöyle buyurdular:
"ALLAH'ım, biliyorsun ki bunlar benim Ehl-i Beytim ve (nezdimde) insanların en değerlilerdirler. Onların dostlarıyla dost, düşmanlarıyla düşman ol; onlara yardım edene yardım et; onları bütün kötülüklerden münezzeh kıl; onları bütün günahlardan koru ve Ruh'ul-Kudüs vasıtasıyla onları teyit et."

Daha sonra buyurdular ki:
"Ya Ali! Sen ümmetin İmamı ve benim vasimsin. Müminleri cennete doğru hidayet edeceksin. Kızım Fatıma'nın kıyamet günü nurdan olan bir bineğe bindiğini, sağ tarafında yetmiş bin melek, sol tarafında yetmiş bin melek ve arkasında yetmiş bin melek olduğu halde hareket ettiğini ve ümmetimin mümin kadınlarını cennete götürdüğünü görür gibiyim. Beş vakit namazlarını kılan, Ramazan ayında oruç tutan, ALLAH'ın evini ziyaret eden, malının zekatını veren, kocasına itaat eden ve Ali'yi seven her kadın, Fatıma'nın şefaati vasıtasıyla cennete girecektir. Fatıma dünya kadınlarının en üstünüdür."

Ya Resulellah! Fatıma sadece kendi asrının mı en üstünüdür? dediklerinde Hazret şöyle buyurdular: "Kendi asrının üstünü olan Meryem'dir. Kızım Fatıma, geçmiş ve gelecekteki bütün kadınların en üstünüdür..."[18]

 
f_altan
#6 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 02-05-2010 00:02
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

Mübahele Olayına Katılması

Hz. Fatıma (a.s) mübahele olayında hazır bulunan beş kişiden biridir. Hicretin onuncu yılında Necran Hıristiyanlarından bir grup kimseler, tartışma ve tahkik yapma kastıyla Resulullah (s.a.a)'in huzuruna vardılar. Hz. İsa'nın yaratılış niteliği gibi çeşitli meseleler söz konusu edildi. Resulullah (s.a.a) onlara Âl-i İmran suresinin ilk ayetlerinden bir kaçını tilavet etti. Konuşma inada vardı, bu esnada şu ayet nazil oldu:

"Artık sana gelen bunca ilimden sonra, onun hakkında seninle çekişip-tartışmalara girişirlerse de ki; gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra karşılıklı lanetleşelim de ALLAH'ın lanetini yalan söylemekte olanların üstüne kılalım."[19]

Resulullah (s.a.a) ALLAH Teala'nın emri gereğince, Necran Hıristiyanlarını mübaheleye (karşılıklı beddua etmeye ) davet etti, fakat onlar bu işin yarına ertelenmesini önerdiler.

Ertesi gün Necran Hıristiyanları vaat edilen yere geldiler. Bu sırada Hz. Peygamber'in, bir genç, bir kadın ve iki çocukla birlikte vaat edilen yere doğru geldiğini gördüler... Nihayet İlahî azabın korkusundan dolayı mübaheleden vazgeçip Resulullah'ın huzuruna giderek müsalaha (sulh ve anlaşma) yapmalarını rica ettiler, bu ricaları Resulullah'ın tarafından kabul edildi...[20]

Mübahele olayı meşhur bir olaydır. Mezkur ayetler de bu olay hakkında nazil olmuştur. Resulullah (s.a.a)'in Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'den başka kimseyi mübahele için götürmediği hususunda Şia ve Ehl-i Sünnet alimleri görüş ittifakı içerisindeler. İşte bu mesele Hz. Fatıma, eşi Hz. Ali ve evlatları Hasan ve Hüseyin için büyük bir fazilettir.
 
f_altan
#7 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 02-05-2010 00:03
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

İman ve İbadeti

Resulullah (s.a.a), Fatıma (a.s) hakkında şöyle buyuruyordu:
"ALLAH-u Teala, kızım Fatıma'nın kalp ve azalarını, imanla öyle doldurmuştur ki, ALLAH'ın itaati için kendisini bütün meşguliyetlerden uzak tutmaktadır."[21]

İmam Hasan (a.s) şöyle buyurmuştur:
"Dünyada annem Fatıma'dan daha abide bir kimse yoktu. ALLAH'a ibadet etmede o kadar ayak üstü dururdu ki, ayakları şişerdi."[22]

Resulullah (s.a.a) şöyle buyuruyordu:
"Kızım Fatıma alemdeki kadınların en üstünüdür, bedenimin bir parçasıdır, gözümüz nurudur, kalbimin meyvesidir, bedenimdeki ruhumdur, insan şeklinde bir huridir. İbadet mihrabında ayağa kalktığında yıldızlar yeryüzündekilere nur saçtığı gibi onun nuru da gökteki meleklere nur saçmaktadır.

ALLAH (c.c) meleklerine şöyle buyuruyor: "Ey meleklerim, cariyelerimin en üstünü olan cariyem Fatıma'ya bakın, (bakın görün) nasıl karşımda namaz için ayağa kalkmıştır, benim korkumdan bedeninin azaları titriyor, kalbiyle bana ibadete yönelmiştir. Ey melekler şahit olun ki ben, Fatıma'nın şiilerini cehennem ateşinden amanda kıldım."[23]

 
f_altan
#8 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 02-05-2010 00:03
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

Bağış ve Cömertliği

Cabir bin Abdullah-i Ensarî şöyle diyor:
Bir gün ikindi namazını Hz. Peygamber'le birlikte kıldık. Aniden eski bir elbise giymiş olan yaşlı ve güçsüz bir adam Resulullah (s.a.a)'in huzuruna geldi. Resulullah (s.a.a) ona dönüp halini sordu. Cevaben şöyle dedi: "Ya Resulellah, acım beni doyur, çıplağım bana bir elbise ver, fakirim bana bir şey bağışla."

Resulullah (s.a.a) buyurdular ki: "Benim şimdi sana verecek bir şeyim yoktur. Ama bir hayra kılavuzluk yapan, o işi yapan kimse gibidir. Öyle bir kimsenin evine git ki, ALLAH ve Resulünü sevir, ALLAH ve Resulü de onu sevir ve ALLAH'ı kendisine tercih edir. Git kızım Fatıma'nın evine, umarım sana yardımda bulunur."

Resulullah (s.a.a) daha sonra Bilal'a şöyle buyurdu: "Ya Bilal! Kalk bu güçsüz kişiye Fatıma'nın evini göster."

A'rabi kişi Bilal'la birlikte Hz. Fatıma'nın evine gittiler, eve vardıklarında ihtiyar adam yüksek sesle şöyle dedi: "Ey nübüvvet ailesi ve meleklerin nazil olduğu merkez, selamun aleykum."

Hz. Fatıma (a.s) cevaben: "Aleyk'es selam, sen kimsin?"diye buyurdu.

Fakir adam şöyle dedi: "Ben fakir birisiyim, babanın huzuruna gittim beni size gönderdi. Ey Peygamber'in kızı, açım beni doyurun, çıplağım beni örtün (bana bir giysi verin), fakirim bana bir şey bağışlayın."

Hz. Fatıma (a.s) evinde yiyecek bir şey olmadığından, Hasan ve Hüseyin'in üzerinde yattıkları bir koyun postunu o fakir adama verdi, fakir adam şöyle dedi: "Ey MUHAMMED'in kızı, ben açlıktan sana şikayet ettim, sen ise bir koyun postunu bana verdin, aç olduğum halde onu ne yapacağım!"

Hz. Fatıma (a.s) bunu duyunca, amcası kızının ona hediye etmiş olduğu gerdanlığı o adama bağışlayarak şöyle buyurdu: "Al bunu sat ve kendi ihtiyacını karşıla, umulur ki ALLAH ondan daha hayırlısını sana verir."

Fakir adam onu alıp Hz. Peygamber'in huzuruna gitti ve macerayı O'na anlattı. Peygamber (s.a.a) duygulanıp ağladı ve şöyle buyurdu: "Gerdanlığı sat, umulur ki ALLAH Teala kızımın bağışı bereketiyle sana bir genişlik verir."

Bu gerdanlık çok bereketli oldu. Onunla bir köle özgürlüğe kavuştu, bir aç doydu, bir fakir müstağni oldu ve tekrar sahibine geri döndü.[24] Hikayesi çok uzun olduğundan dolayı biz onun özetini naklettik.
 
f_altan
#9 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 02-05-2010 00:04
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

Kadir Gecesine Önem Vermesi

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:
"Fatıma (a.s) kadir gecesinde ev halkından hiç kimsenin yatmasına müsaade etmezdi; az yemek vermekle onların yatmamasını sağlıyor, kendisi de bu gecenin ihyası için hazırlanıyordu ve buyuruyordu ki: "Mahrum, bu gecenin bereketlerinden mahrum kalan kimsedir."[25]

Duanın isticabet Vaktini Gözetmesi


Hz. Fatıma (a.s) buyurmuştur ki:
"Ben, Resulullah (s.a.a)'den şöyle buyurduğunu duydum: "Cuma günü öyle bir saat vardır ki, kim onu gözetler de o anda ALLAH'tan hayır dilerse, ALLAH-u Teala istediği şeyi ona bağışlar... O vakit, güneşin yarısının battığı andır."
Hz. Fatıma (a.s) hizmetçisine şöyle buyuruyordu: "Git tepenin üzerine çık, güneşin yarısının battığını gördüğünde dua etmem için bana haber ver."[26]

Topraktan Olan Tesbihi


İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
"Resulullah (s.a.a)'in kızı Fatıma (a.s)'ın tesbihi, tekbirler (34) sayısınca düğümlenen bir yün ipinden ibaretti. Hz. Fatıma (a.s), Hz. Hamza şehit oluncaya dek bu ipi elinde döndürerek tekbir ve tesbih diyordu. Hz. Hamza şehit olduktan sonra onun kabrinin toprağından bir tesbih yaptı. Artık ondan sonra tespih yapmak halk arasında yaygınlaştı."[27]

Doğruluk ve Sadakati


Aişe diyor ki:
"Fatıma'dan -babası hariç- daha doğru konuşan ve daha sadakatli olan bir kimse görmedim."[28]
 
f_altan
#10 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 02-05-2010 00:05
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

Resulullah (s.a.a)'e Benzerliği

Aişe diyor ki:
"Vakar, hal-hareket, davranış ve oturup kalkma açısından Fatıma kadar Resulullah'a daha çok benzeyen bir kimse görmedim."[29]

Meleklerin O'nunla Konuşması


İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
"Hz. Fatıma (a.s)'ın "Muhaddese"lakabıyla adlanmasının sebebi şudur ki, meleklerin gökten inip İmran kızı Meryem'i çağırdıkları gibi onu çağırarak şöyle derlerdi:
"Ey Fatıma! ALLAH Teala seni seçmiş, seni arındırmış ve seni bütün kadınlardan üstün kılmıştır. Ya Fatıma! Rabbine ibadet ve itaat et; O'na secde et ve rüku edenlerle beraber rüku et."

O, meleklerle konuşuyor ve melekler de onunla konuşuyorlardı."[30]

Çok Ağlayanlardan Biri Olması


İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
"Çok ağlayanlar beş kişidir: Adem, Yakub, Yusuf, Fatıma ve İmam Zeyn'ul-Abidin (aleyhim'us- selam)...
Hz. Fatıma'ya gelince; o, Resulullah (s.a.a)'in ölümünden dolayı O'na o kadar ağladı ki, Medine halkı onun ağlamasından rahatsız olarak: "Çok ağlamanla bizi rahatsız ediyorsun"demeye başladılar. Fatıma (a.s) onların bu sözlerinden dolayı Uhud şehitlerinin mezarlarına doğru gidip orada istediği kadar ağlayıp sonra evine dönüyordu."[31]

Masumiyeti


Şia alimleri, peygamberleri ve on iki İmam'ı masum bildiği gibi Hz. Fatıma'yı da her çeşit günah ve isyandan masum bilmektedir. Bunun ispatı için bir kaç delille istidlalde bulunmuşlardır. Onlardan biri şu ayettir:
"Ancak ALLAH, her çeşit çirkinlik ve pisliği siz Ehl-i Beyt'ten gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor."[32]

Şia ve Ehl-i Sünnet tarafından nakledilen çok sayıda hadisler, mezkur ayetin hz. Peygamber, hz. Ali, hz. Fatıma, hz. Hasan ve hz. Hüseyin hakkında nazil olduğunu ifade etmekteler.

Ömer bin Ebu Seleme şöyle diyor: Mezkur ayet, Ümmü Seleme'nin evinde nazil oldu. Sonra Peygamber (s.a.a) Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'i kendi yanına çağırarak elbisesini onların üzerine atıp şöyle buyurdu: "ALLAH'ım, bunlar benim Ehl-i Beyt'imdir, her çeşit pislik ve çirkinliği onlardan gider ve onları tertemiz kıl."

Ümmü Seleme: "Ya Resulellah, ben de onlardan mıyım?"dediğinde Resulullah (s.a.a); "Sen de hayır üzeresin"buyurdular.[33]

Resulullah (s.a.a), Ehl-i Beyt'i tanıtması ve mevzuu tespit etmesi için altı ay, bir rivayete göre yedi ay, diğer bir rivayete göre de sekiz ay boyunca sabah vakitleri, sabah namazına gittiğinde Fatıma (a.s)'ın evinin önüne gelerek, her türlü su-i istifadenin ve sonradan ben de Ehl-i Beyt'tenim diye iddia edebilecek herkesin önünü alması için mezkur ayeti okuyordu.[34]
 
f_altan
#11 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 02-05-2010 00:06
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

Siyasi Mücadelesi

Hz. Ali ve Fatıma (a.s), Resulullah (s.a.a)'in tekfin ve tedfin işlerini bitirdikten sonra, olup bitmiş bir işle karşılaştılar. Ebu Bekir hilafete tayin edilmiş ve Müslümanlardan bir grup da ona biat etmişti.
Hz. Ali ve Hz. Fatıma'nın bu durum karşısındaki yaptıkları ilk iş çağrıydı. Şöyle ki Hasan ve Hüseyin'in elinden tutarak Medine'nin ileri gelen kişilerinin evlerine gidip onları yardıma çağırdılar, Peygamber (s.a.a)'in tavsiyelerini onlara anlattılar.35]

Hz. Fatıma (a.s) şöyle buyuruyordu: "Ey insanlar! Acaba babam Hz. Ali'yi hilafete tayin etmedi mi? Onun fedakarlıklarını unuttunuz mu? Babam; "Aranızda iki emanet bırakıyorum, onlara sarıldığınız müddetçe asla sapmazsınız; biri ALLAH'ın kitabı, diğeri ise Ehl-i Beyt'imdir"diye buyurmadı mı? Bizi yalnız bırakmanız, yardımınızı bizden esirgemeniz sizlere yakışır mı hiç?!"

Hz. Ali ve Hz. Fatıma (a.s) bundan netice almayınca menfi mücadeleyi başlatmaya karar verdiler. Bir kaç gün böyle geçti. Bir gün Ömer, Ebu Bekir'e; "Ali ve yakınlarının dışında herkes sana biat etti, onlar biat etmezlerse, senin hükümetin sağlam bir temele oturmuş sayılmaz. Ali'yi çağır, onu biat etmeye zorla"dedi. Ebu Bekir, Ömer'in sözünü beğendi; bunun üzerine Konfoz'a şöyle dedi: "Git Ali'ye de ki; Resulullah'ın halifesi! biat etmen için mescide gelmeni istiyor!"

Konfoz, bir kaç defa Hz. Ali (a.s)'ın yanına gittiyse de Hz. Ali (a.s) Ebu Bekir'in yanına gitmekten imtina etti. Ömer çok sinirlendi, Halid bin Velid, Konfoz ve diğerlerini yanına alarak Hz. Fatıma'nın evine doğru gitti. Kapıyı çaldı ve; "Ya Ali! Kapıyı aç"diye bağırdı.

Hz. Fatıma (a.s) çok rahatsız olduğu halde kapının arkasına gelerek; "Ey Ömer! Bizimle işin olmasın. Bırak kendi işimizle uğraşalım"dedi.

Ömer; "Kapıyı aç! Yoksa evi yakarım!!"dedi.[36]

Fatıma (a.s); "Ey Ömer! ALLAH'tan korkmuyor musun? İzinsiz olarak evime mi girmek istiyorsun?!"dedi.

Hz. Fatıma (a.s) her ne ettiyse Ömer'i kararından caydıramadı. Bilakis, Ömer, kapıyı açmadıklarını görünce; "Odun getirin de kapıyı yakayım!"dedi.[37]

Nihayet kapı açıldı, Ömer içeri girmek istedi. Hz. Fatıma (a.s) tehlikenin yakın olduğunu görünce erkekçe Ömer'in karşısında durdu. Halk gaflet uykusundan uyanır ve Ali'yi savunurlar diye ağlayıp feryat etmeye başladı.
Hz. Fatıma'nın ağlayıp yardım talebinde bulunması, o taş yürekli insanlara hiç tesir etmedi. Hatta kınında olan kılıçla kaburgasına bile vurdular ve kamçıyla da kolunu morarttılar![38]

Sonuçta Hz. Ali'yi tutup mescide götürmek istediler. Hz. Fatıma (a.s), Hz. Ali'nin tehlikede olduğunu görünce ileri atılarak sıkıca Ali'nin elbisesine yapıştı ve "Kocamı götüremezsiniz"diye bağırdı. Konfoz, Hz. Fatıma'nın, Ali'nin elbisesini bırakmayacağını görünce kamçıyla onun nazenin koluna o kadar vurdu ki, pazısı feci bir şekilde şişti!
Fatıma (a.s), halkın izdihamı neticesinde kapı ile duvar arasında öyle bir sıkıştı ki, kaburga kemikleri kırıldı ve rahminde olan çocuk da sıkt oldu![39]

Kendine geldiğinde baktı ki, Ali'yi mescide doğru götürmüşler. Durmak câiz değildi, Ali'nin canı tehlikedeydi, onu savunması gerekirdi. Tüm yorgunluğuna rağmen kaburgası kırılmış olduğu halde evden dışarı çıktı ve Beni Haşim kadınlarından bir grupla birlikte mescide gitti. Ali'yi tuttuklarını görünce halka yüz çevirerek; "Amcam oğlunu serbest bırakın, yoksa ALLAH'a and olsun ki, saçlarımı dağıtır, Peygamber'in gömleğini başımın üzerine atar, sizi ALLAH'a şikayet ederim!"diye seslendi.

Sonra yüzünü Ebu Bekir'e çevirerek şöyle dedi: "Kocamı öldürüp çocuklarımı yetim bırakmak mı istiyorsun? Onu bırakmazsan saçlarımı dağıtır ve babamın kabrinin üstünde ALLAH'ı imdada çağırırım!"

Bu sözü söyledikten sonra Hasan ve Hüseyin'nin ellerinden tutarak Resulullah (s.a.a)'in kabrine doğru hareket etti... Nihayet Hz. Ali (a.s) durumun çok tehlikeli olduğunu görünce, Selman'a, gidip Fatıma'yı bu işten vazgeçirmesini söyledi... Fatıma (a.s) Hz. Ali'nin emrini duyunca; "O Emrettiği için itaat ediyorum ve sabredeceğim"dedi.[40]
 
f_altan
#12 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 02-05-2010 00:07
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

Geceleyin Defnedilmesi

Hz. Fatıma (a.s), mücadelesinin kıyamete kadar sürmesi için Hz. Ali'ye şöyle vasiyet etti:

"Beni geceleyin kefenle ve gizli olarak toprağa ver. Kaburga kemiklerimi kıran, çocuğumun düşmesine sebep olan ve malıma el koyan kimselerin cenazemin başında durmalarını istemem; kabrim de bilinmesin!"

Hz. Ali de Fatıma (a.s)'ın vasiyeti üzerine onu geceleyin defnedip kabrini yerle bir etti. Kabri tanınmamasın diye de kırk tane sembolik kabir yaptı![41]
 
f_altan
#13 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 02-05-2010 00:07
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

Vefat Tarihi

Hz. Fatıma (a.s) babasından sonra bir kaç aydan fazla yaşamadı. Bu konuda görüş ihtilafı vardır. Hz. Fatıma (a.s) babasından sonra Kuleyni'nin naklettiğine göre 75 gün, İbn-i Şehraşub'un nakline göre 72 gün, Ebu'l Ferec'in nakline göre 3 ay, Allame Meclisi'nin rivayetlerine göre 40 gün veya 6 ay, İbn-i Cevzi'nin nakline göre 70 gün ve İmam Bakır (a.s)'dan naklolan bir rivayete göre de 95 gün yaşamıştır. Ama hicretin 11. yılında vefat etmiş olduğunda şüphe yoktur.

Hz. Fatıma'nın kaç yaşındayken vefat ettiğinde de ihtilaf vardır. 18, 28, 30 ve 35 yaşları olmak üzere beş görüş vardır.

Kabrinin nerede olduğuna gelince; o da ihtilaflıdır. Bazıları, Resulullah (s.a.a)'in ravza-i mutahharasında metfun olduğunu söylemişlerdir.

Meclisi, İbn-i Babeveyh'den şöyle nakletmiştir: "Bana göre sahih olan, Fatıma (a.s)'ın kendi evinde defnedildiğidir. Beni Ümeyye, Mescid-i Nebevi'yi genişlettikten sonra Fatıma (a.s)'ın kabri mescidin içerisinde kaldı."

Keşf'ul-Ğumme'nin müellifi de şöyle yazıyor: "Fatıma (a.s)'ın Bakî'de defnedildiği meşhurdur."

İbn-i Cevzi ise şöyle yazıyor: "Bazılarına göre Hz. Fatıma (a.s) Akil'in evinin yanında defnedilmiştir..."
__________________
Kaynakça:
[1] - Kevser suresi.
[2] - Tarih-i Taberi, c. 2, s. 344.
[3] - Menakıb-i İbn-i Şehraşub, c. 1, s. 174.
[4] - a.g.e. s. 60.
[5] - Keşf'ul-Ğumme, c. 2, s. 93.
[6] - Bazı rivayetlerde de 34 defa "ALLAH-u Ekber"33 defa "Elhamdulillah"ve 33 defa "Subhanellah"diye geçmiştir. Şehid-i Sani, "Dünya ahiretin tarlasıdır"hadisini şerh ettiği makalesinde; "Bu hadis iki çeşit nakledilmiştir, biz Subhannellah'ı öne geçirmiş olan rivayeti zikrediyoruz"diyor.
[7] - Bihar'ul-Envar, c. 43, 82 ve 134.
[8] - Vafi, kitab-ı nikah, s. 114.
[9] - Menakıb-i Harezmî, s. 256.
[10] - Vafi, kitab-ı nikah, s. 114.
[11] - Menakıb-i Harezmî, s. 256.
[12] - Bihar'ul-Envar, c. 43, s. 241.
[13] - Keşf'ul-Ğumme, c. 2, s. 76.
[14] - a.g.e.
[15] - a.g.e. c. 2, s. 84. Usd'ul-Ğabe, c. 5, s. 522.
[16] - Keşf'ul-Ğumme, c. 2, s. 89.
[17] - a.g.e. s. 92.
[18] - Bihar'ul-Envar, c. 43, s. 24.
[19] - Âl-i İmran/61.
[20] - Mecma'ul-Beyan, c. 2, s. 452. el-Kamil-u Fi't- Tarih, c. 2, s. 293.
[21] - Bihar'ul-Envar, c. 43, s. 46.
[22] - a.g.e. s. 76.
[23] - a.g.e. s. 172.
[24] - a.g.e. s. 56.
[25] - Deaim'ul-İslam, c. 1, s. 282.
[26] - Meani'l- Ahbar, s. 399.
[27] - Vesail'uş- Şia, c. 4, s. 1033.
[28] - Menakıb, c. 3, s. 341.
[29] - Sahih-i Tirmizi, c. 5, s. 466, H. 3898.
[30] - İlel'uş- Şerayi, s. 216.
[31] - Hisal, s. 272, H. 15.
[32] - Ahzab/33.
[33] - Yenabi'ul-Mevedde, s. 125. Dürr'ul-Mensur, c. 5, s. 199.
[34] - Keşf'ul-Ğumme, c. 2, s. 83. Dürr'ul-Mensur, c. 5, s. 199.
[35] - El-İmamet-u ve's- Siyase, c. 1, s. 12.
[36] - Ensab'ul-Eşraf, c. 1, s. 586. İkd'ul-Ferid, c. 5, s. 12. Şerh-i Nehc'ul-Belağa-i İbn-i Ebi'l- Hadid, c. 2, s. 56.
[37] - İsbat'ul-Vasiyye, s. 110. Bihar, c. 43, s. 197. el-İmamet-u ve's- Siyase, c. 2, s. 12.
[38] - Bihar'ul-Envar, c. 43, s. 197.
[39] - a.g.e. s. 198.
[40] - A.K s. 47. Revzat'ul-Kafi, s. 199.
[41] - Delail'ul-İmamet. Menakıb-i İbn-i Şehraşub, c. 3, s. 36.
 
f_altan
#14 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 02-05-2010 00:08
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10



HAZRET-İ FATIMA'NIN FAZİLETLERİ



Her varlığın iki yönü vardır. Bir zahiri yönü; yani herkesçe görülebilen, gözlemlenebilen yönü, bir de gözlerden gizli kalan yönü. Peygamberler, masum imamlar ve diğer ilahi insanların gerçek makamları onların herkesçe görünen, bilinen yönlerinde değil, ALLAH'la olan ilişkilerinde tecelli eden kişiliklerindedir. İlahi şahsiyetleri sırf insanlarla olan ilişkilerinde müşahede edilen yönleriyle değerlendirmek, okyanusun derinliklerini araştırmadan onu kıyıdan görünen dalgalarıyla tanımaya benzer; oysa bu basit bir tanımadan öte bir şey değildir.

İlahi şahsiyetlerin varlık okyanuslarını tanıyabilmek için ilahi yardıma ihtiyaç vardır. İlahi yardım sayesinde insan, ilahi nurları görebilecek bir göze, manevi makamları anlayabilecek bir kalbe sahip olur. Bu ilk aşamadır. İkinci aşamada ise, insan ilahi elçiler tarafından gelen bilgiye muhtaçtır.


Hz. Fatıma'nın (s.a) geceleri ibadetle geçirdiğini tarihte okumak mümkündür. Ama bu amelin ALLAH katındaki gerçek değerini, Peygamberden (s.a.a) öğrenmek gerekir. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

"Kızım Fatıma (s.a) geçmiş gelecek bütün kadınlardan üstündür. O vücudumun bir parçasıdır, gözümün nuru ve kalbimin meyvesidir. O benim ruhumdur. O insanlardan olan bir huridir. Rabbinin huzurunda ibadete durduğunda yıldızların yer ehli için parladığı gibi, onun nuru da gökteki melekler için parlar ve ALLAH Teala meleklerine şöyle hitap eder. "Ey melekler, bakın benim cariyem (kulum) Fatıma'ya; o benim huzurumda durmuştur, korkudan titriyor; kalbiyle benim ibadetime yönelmiştir. Sizleri şahit kılıyorum ki, ben onun takipçilerini ateşten koruyacağım." [1]

Hz. Fatıma'nın (s.a) konuşma ve davranışlarında Peygambere (s.a.a) en çok benzeyen kişi olduğunu tarihten öğrenmek mümkündür; ama onun bütün istek ve arzularında, düşünce ve hareketlerinde rızası ALLAH'ın rızası, gazabı ALLAH'ın gazabı olacak bir makama eriştiğini, yani masum olduğunu Peygamberden (s.a.a) öğrenmek gerekir.

Elbette Hz. Fatıma'nın (s.a) masum oluşunda şüphe yoktur. Şüphecilerin imamı olarak tanınan Fahr-i Razi bile, "Hz. Fatıma'nın (s.a) masum oluşunda şüphe yoktur" demiştir. Evet, Hz. Fatıma'nın (s.a) birtakım faziletlerini öğrenmek mümkündür ama; onun ALLAH katındaki makamını bilmek zordur. Bu eserde Hz. Fatıma'yla (s.a) ilgili hadisler çeşitli bölümlere tasnif edilerek tercümeleriyle sunulmuştur. Umudumuz şu ki, özellikle Ehl-i Sünnet kaynaklarından toplanan bu hadisleri okumakla mümin kardeşler Ehl-i Beyt'i daha iyi tanımaya muvaffak olurlar.

Tevfik ALLAH'tandır
 
f_altan
#15 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 02-05-2010 00:10
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

1. Bölüm

Hz. Fatıma'nın (a.s) Nutfesinin Cennet Meyvelerinden Oluştuğu Ve Hazretin Hayız Ve Nifasadan Uzak, İnsan Şeklinde Bir Huri Olduğuna Dair


1- Suyutî, "ed-Dürr-ül Mensur" adlı tefsirinde, "Subhan-ellezi esra bi-abdihi leylen min-el mescid-il haram…" [2] ayetinin tefsir bölümünün sonunda, Tabaranî'den naklen Aişe'nin şöyle dediğini yazıyor: Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Miraca götürüldüğümde beni cennete dahil ettiler ve ben cennet ağaçlarından bir ağacın yanında durdum; öyle bir ağaçtı ki, cennette onun gibi güzel, yaprakları beyaz ve meyvesi hoş olan bir ağaç görmemiştim; onun meyvesinden alıp yedim; bu benim sulbümde nutfeye dönüştü; yeryüzüne döndüğümde Hatice'yle bir araya geldim ve o, Fatıma'ya hamile kaldı. O zamandan beri ne zaman cennet kokusunu arzuluyorsam Fatıma'yı kokluyorum."[3]

2- Müstedrek-üs Sahihayn'ın sahibi, kendi senediyle Sa'd İbn-i Malik'ten Resulullah'ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: "Miraca götürüldüğüm gece, Cebrail (a.s) bir cennet ayvasını bana getirdi; ben onu yedim ve Hatice, Fatıma'ya hamile oldu. Bu yüzden ben cennet kokusuna iştiyak duyduğumda Fatıma'nın boynunu kokluyorum." [4]

3- Zehair-ül Ukbâ kitabında İbn-i Abbas'tan şöyle nakledilmiştir: "Resulullah (s.a.a) Fatıma'yı çok öperdi. Aişe, Peygambere: "Niçin Fatıma'yı böyle çok öpüyorsun?" dedi. Resulullah (cevabında) şöyle buyurdu: "Miraca götürüldüğüm gece, Cebrail beni cennete götürdü ve bütün meyvelerinden bana ikram etti. Bu meyveler benim sulbümde nutfeye dönüştü ve Hatice, Fatıma'ya hamile oldu. Ben o meyveleri arzu ettiğimde Fatıma'yı öpüyorum, onun kokusu bana cennette yediğim meyveleri hatırlatıyor." [5]

4- Zehair-ül Ukbâ kitabında Siret-ül Molla'dan naklen Peygamberin (s.a.a) şöyle buyurduğu kaydedilmiştir: "Cebrail cennetten bir elma getirdi, ben onu yedim ve Hatice ile bir araya geldim. O, Fatıma'ya hamile oldu. Bir müddet sonra Hatice bana: "Benim hamlim çok hafiftir ve sen yanımdan ayrıldığında, karnımdaki bebek benimle konuşuyor…" dedi." [6]

5- Hatib-i Bağdadî, "Tarih-i Bağdad" adlı eserinde Aişe'den şöyle naklediyor: "Ben, Resulullah'a (s.a.a): "Neden Fatıma geldiğinde onu öpüyorsun.?" dedim. Resulullah: "Ey Aişe, ben miraca götürüldüğüm gece, Cebrail beni cennete götürdü ve orada bana bir elma verdi; ben onu yedim; o, benim sulbümde nutfeye dönüştü. Yeryüzüne indiğimde Hatice'yle bir araya geldim. İşte Fatıma o nutfeden dünyaya geldi. O, insan şeklinde olan bir huridir. Cenneti arzu ettiğim vakit, onu öpüyorum." buyurdu." [7]
6- Yine Tarih-i Bağdad'da Hatib kendi senediyle İbn-i Abbas'tan Resulullah'ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu naklediyor: "Kızım Fatıma, Hz. Adem soyundan bir hurîdir; ne hayız olur ve ne de nifas. Onun, Fatıma (kesilmiş, ayrılmış) diye adlandırılması, ALLAH'ın onu ve dostlarını ateşten (cehennemden) kestiği, ayırdığı içindir." [8]

7- Zehair-ül Ukbâ kitabının sahibi, İmam Hasan'ın (a.s) doğumu hususunda, Hz. Fatıma'ya hizmet eden Esma adlı kadından şöyle naklediyor: "Ben Resulullah'a (s.a.a): "Bu doğumda Fatıma'dan nifas ve hayız kanı geldiğini görmedim" dedim. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Sen kızım Fatıma'nın tertemiz olduğunu ve (asla) hayız ve doğum kanı görmediğini bilmiyor musun?" [9]
 
f_altan
#16 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 02-05-2010 00:10
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

2. Bölüm

Hz. Fatıma'nın Anne Rahmindeyken Annesiyle Konuştuğu, Doğumunun Hz. Havva, Asiya, Gülsüm Ve Meryem'in Yardımıyla Gerçekleştiği Ve Dünyaya Gelirken Secde Ettiğine Dair


Zehair-ül Ukbâ kitabının müellifi, Siret-ül Molla'dan naklen, Resulullah'ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu yazıyor: "Cebrail, bana cennetten bir elma getirdi; ben onu yedim ve Hatice'yle bir araya geldim. O, Fatıma'ya hamile kaldı. Hatice: "Benim kolay bir hamlim var. Sen benim yanımdan ayrıldığında karnımdaki çocuk benimle konuşuyor" diyordu.

Hatice, doğum vakti geldiğinde Kureyş hanımlarına haber gönderdi. Ama onlar kabul etmeyerek: "MUHAMMED'in hanımı olduğun için senin yanına gelmeyiz." dediler. Bu esnada aniden, güzellik ve nurları vasfedilemeyecek dört hanım Hatice'nin huzuruna geldi; onlardan biri: "Ben senin annen Havva'yım", diğeri: "Ben Mezahim kızı Asiye'yim", öbürü: "Ben Musa'nın bacısı Gülsüm'üm", dördüncüsü: "Ben İmran'ın kızı ve İsa'nın annesi Meryem'im" dedi ve sözlerine şunu eklediler: "Kadınların yapması gereken işi üstlenmek ve sana yardım etmek için geldik."

Hatice diyor ki: "Böylece Fatıma (s.a) dünyaya geldi ve secde halinde yere düştü; ama parmağını göğe doğru kaldırmıştı." [10]
 
f_altan
#17 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 02-05-2010 00:11
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

3. Bölüm

Hazrete Fatıma Ve Betul İsimlerinin Verilmesinin Sebebi Ve Hazretin Künyesi


Birinci bölümde İbn-i Abbas'ın Resulullah'tan (s.a.a) şu hadisi naklettiğini zikrettik: "Onun Fatıma (kesilmiş), diye adlandırılması ALLAH'ın onu ve dostlarını ateşten (cehennemden) kestiği, ayırdığı içindir."

Şimdi bu husustaki diğer hadislere de bir göz atalım:
1- Zehâir-ül Ukbâ kitabında nakledildiği üzere Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Resulullah (s.a.a) Fatıma'ya şöyle buyurdu: "Ey Fatıma, neden Fatıma (kesilmiş, ayrılmış) diye isimlendirildiğini biliyor musun?" Ben (Ali): "Neden Fatıma diye isimlendirilmiş ya Resulullah?" diye sordum. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Çünkü ALLAH (azze ve celle) kıyamette onu ve onun soyundan gelenleri cehennem ateşinden kesmiş, ayırmıştır."

Muhibbuddin Taberî, İmam Ali Rıza'nın (a.s) kendi Müsned'inde bu hadisi şu ibareyle naklettiğini yazıyor: Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Hakikaten ALLAH (azze ve celle) kızım Fatıma'yı ve onun evlatlarını ve onları sevenleri ateşten kesmiş, ayırmıştır. Bunun için Fatıma (kesilmiş, ayrılmış) diye isimlendirilmiştir." [11]

2- Kenz-ül Ummâl'da bu hadis şöyle nakledilmiştir: "Onun Fatıma diye adlandırılması, ALLAH'ın onu ve onu sevenleri ateşten uzaklaştırmış olduğu içindir."[12]

3- İbn-i Esir, "en-Nihaye" adlı kitabında şöyle yazıyor: "Fatıma, "Betûl" (ayrılan) diye adlandırılmıştır. Çünkü o, kendi zamanının kadınlarından fazilet, din ve soyluluk yönünden ayrılmış (ve seçkinlik kazanmış)tır." [13]

Bazıları da dünyadan kopup ALLAH'a yöneldiği için bu adı aldığını söylemişlerdir.
Ubeydet-ül Harevî de "Garibeyn" adlı kitabında şöyle yazıyor: "Fatıma'nın "Betûl" diye isimlendirilmesi, eşsiz olduğu içindir."

4- İbn-i Esir, "Üsd-ül Gabe" adlı kitabında, Hz. Fatıma'nın hayatını anlatırken şöyle yazıyor: "Fatıma'nın künyesi, "Ümmî Ebiha" (babasının annesi) idi." [14]

5- İbn-i Abdülbirr, "el-İstiâb" adlı kitabında İmam Cafer Sadık'ın (a.s) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Resulullah'ın (s.a.a) kızı Fatıma'nın künyesi, "Ümmî Ebiha" idi." [15]
 
f_altan
#18 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 02-05-2010 00:12
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

4. Bölüm

Hz. Fatıma'nın Birçok Yönden Hz. Resulullah'a Benzediğine Dair

1- Sahih-i Tirmizî, kendi senediyle Resulullah'ın zevcesi Aişe'den şöyle nakletmiştir: "Ben, Resulullah'ın (s.a.a) kızı Fatıma kadar oturup kalkmasında, davranış, tutum ve vakarında Resulullah'a (s.a.a) benzeyen birisini görmedim."

Ve yine şöyle demiştir: "Fatıma, Peygamberin (s.a.a) yanına geldiğinde, Peygamber yerinden kalkıp ona doğru gider ve onu öpüp kendi yerinde oturturdu. Peygamber (s.a.a) de onun yanına geldiğinde, Fatıma yerinden kalkar, onu öper ve kendi yerinde oturturdu." [16]


2- Hakim, Müstedrek-üs Sahihayn'de kendi senediyle Aişe'nin şöyle dediğini nakleder: "Ben, Fatıma kadar konuşma ve sohbetinde Resulullah'a (s.a.a) benzeyen birisini görmedim. Fatıma, Resulullah'ın bulunduğu yere geldiğinde, Peygamber ona hoş geldin der, (sonra) yerinden kalkıp Fatıma'ya doğru gider; elinden tutup öper ve kendi yerinde oturturdu." [17]

Müstedrek-üs Sahihayn'in sahibi şöyle demiştir: "Bu hadis, Buharî ve Müslim'in, sahih hadis için zikrettikleri şartları taşımaktadır."

Bu hadisi, Beyhakî de kendi Sünen'inde şu ekle nakletmiştir: "Peygamber de, (s.a.a) Fatıma'nın yanına geldiğinde Fatıma, ona hoş geldin der, yerinden kalkıp babasının elinden tutar ve öperdi."


3- İmam Ahmed İbn-i Hanbel de kendi Müsned'inde, Enes İbn-i Malik'in şöyle dediğini nakletmiştir: "Hiç kimse Hasan İbn-i Ali (a.s) ve Fatıma (s.a) kadar Resulullah'a (s.a.a) benzemiyordu." [18]


4- Müslim kendi Sahih'inde, Hz. Fatıma'nın faziletleri babında, Aişe'nin şöyle dediğini yazıyor: "Peygamberin (s.a.a) hanımlarının hepsi (onun huzurunda) bir araya toplanmış oldukları bir sırada Fatıma geldi. Yürüyüşü Resulullah'ın (s.a.a) yürümesi gibiydi. Resulullah (s.a.a): "Hoş geldin kızım!" dedi ve sonra onu sağ veya sol yanında oturttu…" [19]

Bu hadisin devamı vardır. Geriye kalan kısmını 9. bölümde nakledeceğiz. İbn-i Mace, Ahmed İbn-i Hanbel ve hadis alimlerinden birçokları bu hadisi nakletmişlerdir.


5- Muttakî, Kenz-ül Ummâl'da, Aişe'den şöyle nakleder: "Peygamber-i Ekrem (s.a.a) Fatıma'nın (s.a) saçından çok öperdi." [20]
Bu hadisi, İbn-i Asakir de nakletmiştir.


6- İbn-i Esir, Üsd-ül Gabe'de İbn-i Abbas'tan şöyle nakleder: "Peygamber (s.a.a) her seferden döndüğünde, Fatıma'yı (s.a) öperdi." [21]

Bu hadisi, Heysemî de Mecma-üz Zevâid'de nakletmiş ve Taberanî'nin de "el-Evsat" adlı eserinde bu hadisi naklederek, râvilerinin hepsinin güvenilir olduklarını kaydettiğini sözlerine eklemiştir. Yine Muhibbiddin Taberî de "Zehâir-ül Ukbâ" adlı kitabında bu hadisi zikrederek, İbn-i Seri'nin de bu hadisi tahriç ettiğini söylemiştir.


7- Muhibbuddin Taberî Aişe'den naklen şöyle yazıyor: "Resul-i Ekrem (s.a.a), bir gün Fatıma'nın boğazının altındaki çukurdan öptü." [22]

Muhibbuddin Taberî, bu hadisi Harbî'nin de naklettiğini ve Molla'nın da kendi Sire'sinde tahriç ettiğini kaydetmiştir. Sonuncu nakilde şu ek de yer almıştır: "Ben Resulullah'a (s.a.a); "Şimdiye kadar yapmadığın bir işi yaptın" dedim. Resulullah şöyle buyurdu: "Ey Aişe, ben cenneti arzu ettiğimde Fatıma'nın boğazının altındaki çukuru öperim."

Birinci bölümde de Aişe'nin hadisinde "Ben Resulullah'a (s.a.a): "Neden Fatıma geldiğinde onu öpüyorsun?" dedim…" ve İbn-i Abbas'ın hadisinde de "Resulullah (s.a.a) Fatıma'yı çok öperdi…" cümlelerinin yer aldığını naklettik.
 
f_altan
#19 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 02-05-2010 00:13
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

5. Bölüm

Hz. Fatıma (a.s) İle Babasının Arasında Olan Sevgi Ve Muhabbete Dair


1- Müslim kendi Sahih'inde, İbn-i Mes'ud'un şöyle dediğini naklediyor: "Resulullah (s.a.a) Beytullah'ın (Kâbe'nin) yanında namaz kılıyordu, Ebu Cehil ve dostları da bir kenarda oturmuşlardı. Bir gün önce de orada dişi bir deve kesilmişti. Ebu Cehil; "Sizlerden hanginiz kalkıp bu devenin işkembesini alıp MUHAMMED'in (s.a.a) boynunun üzerine koyabilirsiniz?" dedi. Onların içerisinden en şaki (kötü) olanı kalkıp onu aldı ve Resulullah (s.a.a) secdeye gittiğinde onu Peygamberin boynunun üzerine koydu. Onlar, birbirlerine bakıp gülüşmeye başladılar. Ben de durup bakıyordum. Eğer gücüm olsaydı, onu Resulullah'ın (s.a.a) üzerinden alırdım. Peygamber (s.a.a) öylece secde halinde durmuş, başını kaldırmıyordu. Bir kişi gidip Fatıma'ya haber verdi. O, küçücük bir kızdı. Hz. Fatıma (s.a) gelip onu bir kenara attı ve sonra o adamlara yönelerek onları ayıplamaya ve kınamaya başladı. Peygamber (s.a.a) namazını bitirince, sesini yükselterek onlara beddua etmeye başladı. Peygamber dua ettiğinde veya ALLAH'tan bir şey istediğinde dua ve hacetini üç defa tekrarlardı. Şöyle beddua etti:

"ALLAH'ım! Sen Kureyş'i cezalandır!" Bu sözü üç defa tekrarladı. Onlar, Peygamberin sesini işitince gülmeleri kesildi ve kalplerine korku düştü. Sonra Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "ALLAH'ım, Hişam oğlu Ebu Cehil, Rabia oğlu Utbe, Rabia oğlu Şeybe ve Utbe oğlu Velid, Halef oğlu Ümeyye ve Ebu Muit oğlu Ukbe'yi sen cezalandır!" Başka bir isim de söyledi ama ben unutmuşum."

İbn-i Mes'ud diyor ki: "Andolsun MUHAMMED'i (s.a.a) hak peygamber olarak gönderene ki, Bedir savaşında, ismi söylenenlerin hepsinin öldürülerek cesetlerinin kuyuya atıldığına şahit oldum." [23]
Bu hadisi, Buhârî de kendi Sahih'inde nakletmiştir. Yine bu hadisi Nesai ve Ahmed de kendi hadis kitaplarında nakletmişlerdir.


2- Sahih-i Müslim'de, Ebu Hâzım'ın şöyle dediği nakledilmiştir: "Sehl İbn-i Sa'd, Resul-i Ekrem'in (s.a.a) Uhud savaşında aldığı yara hakkında sorulan bir soruya şöyle cevap verdi: "Resulullah'ın (s.a.a) yüzü yaralanmış, azı dişi kırılmış ve başındaki miğferi ezilmişti. Resulullah'ın kızı Fatıma, (salamullahi aleyha) Peygamberin yüzündeki kanı yıkıyor ve Ali İbn-i Ebu Talib de (a.s) kalkanıyla su döküyordu. Fatıma, (s.a) suyun kanı daha da artırdığını görünce bir hasır parçasını yaktı ve külünü alıp yaranın üzerine sürdü, böylece kan kesildi."[24]

Müslim, bu hadisi başka bir senetle de Ebu Hâzım'dan naklediyor. Müslim'in bu nakline göre hadisin başı şöyledir:

Sehl İbn-i Sa'd'den Resulullah'ın (s.a.a) yaralanması hakkında sorulunca onun şöyle cevap verdiğini duydum: "Andolsun ALLAH'a ki, ben, Resulullah'ın (s.a.a) yarasını yıkayanı ve ona su dökeni tanıyorum ve ne ile tedâvi edildiğini biliyorum…"

Sonra da hadisi yukarıda zikrettiğimiz şekilde nakletmiştir. Buharî de bu hadisi Sahih'inde nakletmiştir.


3- Ebu Nuaym, Hilyet-ül Evliyâ'da Ebu Sa'leb el-Haşenî'den şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (s.a.a) her yolculuktan döndüğünde mescitte iki rekât namaz kılmayı severdi. Mescitten çıktıktan sonra, hanımlarının yanına gitmeden önce mutlaka Hz. Fatıma'yı (s.a) görmeye giderdi. Resulullah (s.a.a) yine savaşlardan birinden dönmüştü, mescide gidip iki rekât namaz kıldı, sonra da Hz. Fatıma'yı görmeye gitti. Fatıma (s.a), Resulullah'ı (s.a.a) karşılayarak Peygamberin yüzünü ve gözlerini öpmeye ve ağlamaya başladı. Resulullah (s.a.a) "Seni ağlatan nedir?" diye sordu. Fatıma (a.s): "Senin renginin sarardığını görüyorum (bu yüzden ağlıyorum)." dedi.

Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Ey Fatıma, ALLAH (azze ve celle) babanı öyle (önemli) bir iş için meb'us etmiştir ki, ALLAH o iş sebebiyle yeryüzündeki her bir çadır ve kulübeye izzet veya zillet sokar. Bu işin kapsayışı gecenin her tarafı kapsaması gibidir." [25]

Kenz-ül Ummâl'da, bu hadisin naklinden sonra şu sözler kaydedilmiştir: "Bu hadisi, Taberanî el-Kebir'de nakletmiştir. Keza; bu hadisi, Heysemî Mecma-üz Zevâid'de nakletmiştir."

Heysemî'nin nakline göre hadisin orta kısmı şöyledir: "…Resulullah (s.a.a): "Neden böyle ağlıyorsun?" buyurdu. Fatıma: "Senin bitkin ve yorgun olarak eski bir elbise içinde olduğunu gördüğüm için ağlıyorum." dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Ağlama! Gerçekten ALLAH (azze ve celle)…"

4- Muhibbuddin Taberî, Zehâir-ül Ukbâ kitabında, Hz. Ali'nin (a.s) şöyle buyurduğunu naklediyor: "Biz Resulullah (s.a.a) ile Hendek çukurlarındaydık ki, Fatıma (s.a), Resulullah'a bir parça ekmek getirdi ve ekmeği ona uzattı. Resulullah (s.a.a) "Nedir bu?" diye sorduğunda Fatıma: "Çocuklarım için pişirdiğim ekmeğin bir parçasını sana getirdim." dedi. Resulullah (s.a.a) (onu yiyerek) şöyle buyurdu: "Kızım, bu ekmek üç günden sonra babanın yediği ilk yiyecektir." [26]
 
f_altan
#20 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 02-05-2010 00:14
Yönetici

Mesaj Sayısı: 695
Katılım Tarihi: 19.02.10

6. Bölüm

Resul-i Ekrem'in (s.a.a) Yolculuğa Çıktığında En Son Vedalaştığı Ve Yolculuktan Döndüğünde İlk Görüştüğü Kimsenin Hz. Fatıma Olduğuna Dair


1-Ebu Davud, kendi Sahih'inde, Resulullah'ın (s.a.a) hizmetkârı Sevban'dan şöyle naklediyor: "Resulullah (s.a.a) yolculuğa çıktığında, ailesinden en son görüştüğü kimse, Fatıma (s.a) olurdu; yolculuktan döndüğünde de ilk uğradığı kimse, yine Fatıma (s.a) olurdu…" [27]

Bu hadisi, Ahmed İbn-i Hanbel de kendi Müsned'inde, keza Beyhakî de kendi Sünen'inde nakletmiştir.

2- Zehebî, Müstedrek-üs Sahihayn'in hamişinde basılan "Telhis" adlı kitabında şöyle naklediyor: "Resulullah (s.a.a) savaşçılarla birlikte Medine'den çıkmak istediğinde en son vedalaştığı şahıs, Fatıma (s.a) olurdu; döndüğünde de görüştüğü ilk şahıs, yine o olurdu…"[28]

3- Yine Hakim, adı geçen kitapta İbn-i Ömer'den şöyle naklediyor: "Peygamber (s.a.a) yolculuğa çıktığı zaman en son görüştüğü şahıs, Fatıma (s.a) olurdu; yolculuktan döndüğünde de ilk görüştüğü şahıs, yine o olurdu."

Hakim bu hadisi başka bir senetle de nakletmiştir ve bu ikinci nakilde şunları da eklemiştir: "Resulullah (s.a.a) ona: "Babam ve annem sana feda olsun!" derdi." [29]

4- Yine Hakim mezkur kitabında, Ebu Sa'lebe'den neklediyor ki: "Resulullah (s.a.a) savaş veya yolculuktan döndüğünde, mescide gider ve orada iki rekât namaz kılardı; sonra Fatıma'yı görmeye giderdi ve daha sonra hanımlarının yanına gelirdi." [30]

Hakim bu hadisin senedinin sahih olduğunu söylemiştir.
Önceki bölümde Ebu Sa'lebe'nin hadisi genişçe geçti.

5- İbn-i Hacer, es-Savaik-ul Muhrika'da, Ahmed (İbn-i Hanbel) ve diğerlerinin şu hadisi zikrettiklerini kaydetmiştir (İbn-i Hacer hadisi özetleyerek nakletmiştir): Resulullah (s.a.a) yolculuktan döndüğünde, Hz. Fatıma'yı (s.a) görmeye gider ve uzun süre onun yanında kalırdı. Bir defasında Hz. Fatıma (s.a) iki gümüş bilezik, bir kolye, bir küpe takmış ve kapısına da perde asmıştı. Resulullah (s.a.a) her zamanki gibi onu görmeye geldi; ama yanından ayrıldığında rahatsız olduğu yüzünden belli oluyordu. Gelip minberinin üzerinde oturdu.

Fatıma (s.a), süslendiği ve zinet eşyaları taktığından dolayı Resulullah'ın (s.a.a) rahatsız olduğunu anladı. Bu yüzden onları çıkarıp ALLAH yolunda harcaması için Resulullah'a gönderdi. Resulullah (s.a.a) buyurdu ki: "Babası feda olsun ona; (yapması gerekeni) yaptı." Bu sözü üç defa tekrarladı ve buyurdu ki: "Dünya MUHAMMED ve Âl-i MUHAMMED'e yakışmaz. Eğer dünyanın ALLAH yanında bir sivrisineğin kanadı kadar değeri olsaydı, hiçbir kafire ondan bir yudum su bile içirmezdi." Sonra kalkıp Fatıma'nın (s.a) yanına gitti.

İbn-i Hacer demiştir ki: Ahmed İbn-i Hanbel kitabında şunu da eklemiştir: Peygamber (s.a.a) Sevban'a, o zinet eşyalarını ashabından birilerine vermesini ve Fatıma'ya Yemen kumaşından bir gerdanlık ve fil dişinden yapılmış iki bilezik almasını emretti ve buyurdu ki: "Bunlar benim Ehl-i Beyt'imdir ve ben bunların kendi zevklerini dünya hayatında yaşayıp bitirmelerini istemiyorum." [31]
 
Atlanilacak Forum:
Üye Girişi
Kullanıcı Adı

Parola



Henüz Üye Değil Misiniz?
Buraya Tıklayarak Üye Olabilirsiniz.

Parolanızı Mı Unuttunuz?
Buraya Tıklayın
En Son İncelemeler
· Hilal Konusu (Cuma G...
· GEÇMİŞ KAVİMLERDE Rİ...
· KUR'AN'DA RİC'AT NEDİR?
· ŞİA VE SAHABE
· ŞİA İNANÇLARI
· TERAVİH NAMAZI
· EHLİ SÜNNETTE MATEM ...
· PEYGAMBERDEN SONRA UMRE
· HZ. FATIMA'NIN ÖFKESİ
· ABDUL MUTTALİB VE EB...
· EBU TALİB'İN İMANINI...
· NAMAZLARI BİRLEŞTİRME
· İMAM MEHDİ'NİN İSMİ ...
· İMAM MEHDİ'NİN ZUHUR...
· İMAM MEHDİ'NİN HAYAT...
· SAKALEYN HADİSİ'NİN ...
· SÜNNETİM METNİ'SENEDİ
· İTRETİM- EHL-İ BEYTİ...
· İSMETİN TANIMI:
· AYETTE GEÇEN RİS' NE...
· DERYADAN YALNIZCA Bİ...
· PEYGAMBER (s.a.a)İN ...
· KADİR GECESİ'NİN AME...
· ALLAH'I ZİKRETMEK
· SADECE ALLAH'A KULLUK
· KELİME-İ ŞEHADET
· Güllac Tatlisi
· Mantarlı Patates Pür...
· RAMAZAN OZEL DUALR
· Masumların Ramazanı
Online

Çevrimiçi Kullanıcılar
· Çevrimiçi Ziyaretçiler: 2

· Çevrimiçi Üyeler: 0

· Toplam Üye Sayısı: 82
· En Yeni Üye: yahusyen
RSS Yayın
RSS - Resimler
RSS - Forumlar
RSS - Weblinkleri
RSS - Makaleler
RSS - Haberler
RSS - Programlar
Haberci

Yeniliklerden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız,
Email adresinizi giriniz:


Reklam
Multimedia